Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

DOTR Classes

classes

Yoklama almanın en temiz yolu. Bu sene kimseyi sınıfta bırakmadım. :)

Best way to take attendance for the DOTR classes around the world. :)

Gezi bizim Anna’miz

anna

Bugün Türkiye’de yaşananlar bana yolda şahit olduğum bir olayı hatırlatıyor. Bu yolculuğa Hindistan’dan başlamıştım. Böyle bir yolculuğa çıkmak için kesinlikle en harika yerdi. 3 ay orada kaldım. Hindistan’daki günlerim beni en çok değiştiren günler oldu diyebilirim. Bunlardan biri şüphesiz Anna’nın hareketiydi. Anna Hazare bir adam. Fakir bir ailenin çocuğu olan Anna’nın küçüklüğü tren istasyonlarında çiçek satarak geçmiş. Daha sonra Hint ordusunda profosyonel asker olan Anna, Pakistan – Hindistan savaşında ağır saldırı alan bir kaç bölgeden sağ kurtulan sayılı insanlardanmış. Savaştan sonra Hint ordusundan gerekli fiziki koşullara uygun olmadığı için emekli edilmiş.

Savaşta yaşadıklarından sonra bir nedenden ötürü Allah benim ölmemi istemedi diye düşünen Anna, her şeyi bırakıp hayatını sadece insanlara yardım etmeye adamış. Yaptığı iyilikler ve özverilerle halkın sevgisini kazanmış ve bir halk kahramanı olmuş.

O zamana dek Hindistan yolsuzluk ve hortumlamanın olabilecek en üst düzeyde yaşandığı bir ülkeydi. Özellikle politikacılar Hindistan anayasasındaki bazı açıkları kullanarak güçlerine güç, paralarına para katıyordu. Bu durum yıllarca sürerek Hindistanı zenginin inanılmaz zengin, fakirinse inanılmaz fakir olduğu bir ülke haline getirdi.

5 Nisan 2011 tarihinde Anna hükümete meydan okudu ve anayasada yolsuzluk yapmalarına izin veren bazı açıkları değiştirmelerini talep etti. Dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi ve tüm Hint halkının da hemfikir olduğu bu istekleri yerine getirilinceye dek hiç bir şey yemeyeceğini beyan edip açlık grevine başladı.

Anna’nın açlık greviyle birlikte ben dahil tüm Hindistan sokaklara döküldü. Ortalık mahşer günü gibiydi. Herkes Anna’yı destekliyor ve onun ölmemesini istiyordu. Sosyal medya, basın, sokaklar her yer bu olayla çalkalanıyordu. Tüm dünya televizyonları Anna’nın grevini canlı yayınlıyor ve Anna açlıktan bayıldığı ya da fenalaştığı zamanlar insanlar sokaklarda daha da çok kaos yaratıyordu. Sokakta Hintli arkadaşlarım bu anlara tanık olduğum için çok şanslı olduğumu söylüyor ve tek bir ağızdan bunun Hindistan’ın ikinci bağımsızlığı olduğunu söylüyorlardı. Orada olmaktan ve onlarla omuz omuza Anna’ya destek vermekten ben de gurur ve inanılmaz bir heyecan duyuyordum.

Beklentimiz Anna ölmeden gerekli düzenlemelerin yapılması ve taleplerin kabul edilmesiydi. Hükümetse muhteşem bir inatla olanları görmezlikten geliyor, sokaktaki insanları ve Anna’yı eşkiyalıkla suçluyordu. Kısa sürede ünlülerinde dahil olduğu yüzlerce kişi Anna’nın yanına oturup onunla açlık grevine başlamıştı.

Çok ilginç ve ilham vericidir. Anna gücünü hiçlikten alıyordu. Dolayısıyla hükümet onu durdurmak için yapacak bir şey bulamadı. O hayatta hiç bir şeyi olmayan bir adamdı. Evi yoktu ve bir tapınakta yaşıyordu. Parası yoktu, çünkü sahip olduğu her şeyi zorda olanlara bağışlamıştı, tapınakta dağıtılan yemekleri yiyerek yaşıyordu. Arabası ya da maddi bir değeri olan hiç bir şeye sahip değildi. banka hesapları yoktu, borcu yoktu, tehdit edebilecekleri bir akrabası bile bulunmuyordu. Sahip olduğu tek şey 2 adet kıyafetti. Birini yıkadığında kuruyana kadar diğer kıyafetini giyer, insanlara yardım etmeye çalışırdı. Anna benim için gerçek bir süper kahramandı. Bir çeşit Batman’di. Ama hem teknikleri hem de görüntüsü Batman’den çok farklıydı.

Politikacılar onu durduramadı çünkü hiç bir şeyle tehdit edemediler. Yemek vermeseler adam zaten açlık grevindeydi. Hapse atsalar orası onun için gayet lüks bile. Başbakanın görüşme talebini de geri çeviren Anna siz bu talepleri yerine getirene kadar ben bir şey yemeyeceğim demeye devam etti.

Günler geçtikçe Hint halkı daha da sinirleniyor, hükümetin bu duyarsızlığı karşısında çıkan olaylar da büyüyordu. Sonunda hükümet Anna ve halkın taleplerini uygulamak zorunda kaldı ve Anna 9 Nisan 2011 tarihinde grevine son verdi. Daha sonra ölüm tehditleri alan, kiralık katillerden kaçan Anna’nın hikayesi ve başarısı Hindistan’da “Mala anna vhaychay” (I want to become Anna) adında bir filme de dönüşmüştür.

Bugün Türk halkının AKP’ye olan siniri ve nefreti tabi ki Gezi parkı ve ağaçlarla sınırlı değil. Gezi Parkı sadece yıllardır olan bitenden sonra sembol olan ve özgürlüklerin savunulduğu bir yer haline geldi. Bu bağlamda Gezi parkını bizim Anna’mız olarak görüyor ve o zaman olan biteni şu an yaşadığımız döneme çok yakın buluyorum. İnanıyorumki aynı azimle devam ettiğimiz sürece aynı başarıya ulaşabilliriz. Diren gezi. Diren Türkiye!

The world is with us.

bizimle

 

bizimle2

I talked with my friends, the world is with us!

Dünya bizimle Türkiye!

I got the key!

kutahyaoda

Guests of 7th Animation festival were hosted in “Ispartalılar konağı”.  A Historical old building with great, exotic spirit. Interesting thing was that the bathroom and toilet were hidden inside the wardrobe.

7. Animasyon Festivali konuşmacıları, tarihi Ispartalılar Konağı’nda misafir edildi. Konak temiz ve gayet konforluydu. Garip olansa sanırım tarihi eser olduğundan ve odalara müdahele edemedikleri için tuvalet ve banyoyu 2 ayrı dolabın içine monte etmeleriydi. Benim hoşuma gitti :) 3 gün için güzel bir değişiklik. Dolaba girip şakır şukur yıkanmak garip bir his.

tesekkurdumlupinar

My special thanks certificate from Kütahya Dumlupınar Universtiy.

Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden yeni teşekkür belgemi aldım :)

kutahyaanahtar

I got the key my friends! Dumlupınar will be our new party zone at nights. :) )

Okulun anahtarını kaptım! Hocalardan izni de aldım. Atölyeleri açıp geceleri partiler vermeyi planlıyorum. Kütahya’da Vodoo’nun alternatif adresi Dumlupınar olacak geceleri. :)

7. Animasyon Festivali

kutahya1

Scenes from my presentation in Dumlupinar University. I was invited to 7th animation festival there and I would like to thank to all students and lecturers for their invite. I felt like a super star. Can not forget my last 3 days in Kütahya. Will miss you all Dumlupinar!

Dumlupınar Üniversitesi’nde 7. Animasyon Festivali kapsamında yaptığım konuşmadan kareler… 3 gün boyunca beni bir süper star gibi ağırlayan değerli hoca ve öğrencilere ne kadar teşekkür etsek az. Tüm konuşmacı arkadaşların da benimle aynı fikirde olduğuna eminim. Çok eğlendim, pek alıştım… Resmen aklım Kütahya’da kalarak dönüyorum İstanbul’a. Tüm Kütahya’ya sevgiler!

kutahya1-1

The presentation was full of fun and students asked me many questions after the talk. Personally I enjoy the “questions-answers” part much more comparing to the original presentation since it is much more interactive way to tell the things with the students inputs. It’s also better to see what they would like to know or what is more interesting for the people about my journey.

Sunum gene çok eğlenceli geçti. Bol bol güldük, sonunda gençlerden bir çok soru da geldi. Hatta itiraf ediyim, bu soru-cevap kısımları bana her zaman çok çok daha fazla zevk veriyor. Benim için daha verimli, daha eğlenceli anlar oluyor. Üstelik şakalaşmak, samimiyet kurmak da daha kolay oluyor. Zaten en güzel şakalar da hep bu bölümlerden çıkıyor.

kutahya2

Here I am sitting with my dear friend Volkan Ekşi who was also one of the speakers here last year. At right Mahmut Ayhan, the associate dean of the Dumlupınar fine arts faculty giving me the key of the university! He told me  that I can come and use the studios or classes anytime I want. :) Awesome!

Solda dostum hareketli grafik tasarımcısı Volkan Ekşi ile hararetli bir tartışma içindeyiz. Keza Volkan’la tartışmak hep çok keyifli olmuştur. Geçen sene aynı etkinlikte o da konuşma yapmıştı. Sağdaysa dekan yardımcısı Mahmut Ayhan hocamızın elinden okulun anahtarını alıyorum :) Hocam geceleri okulu açıp çalışabilir miyim diye soruyorum. Cevabı: 7 gün 24 saat oluyor. :)

kutahya3

Dumlupinar gave me a bag full with gifts. The key, certificate and a t-shirt! Was a huge surprise for me. Well I wasn’t expecting that much attention and care from the school but you know what? Dumlupınar rules!

Mahmut hocamızın elinden bir çanta hediye aldım. Anahtar dışında özel bir teşekkür sertifikası ve bir de t-shirt hazırlanmıştı çantada. Açıkcası böyle bir ilgi alaka beklememiştim. Sadece hediyeler değil özellikle de hocalar ve öğrencilerin biz misafirler üzerindeki ortak etkisi gerçekten “anlatılmaz yaşanır” denecek türden bir deneyimdi.

kutahya4

We had a lot of pictures with many students. I have no idea how many pictures I have there in front of the festival type. Here are some of them.

Salonun hemen dışında gerili olan fon önünde kaç kişiyle fotoğraf çekindiğimi bilmiyorum ama işte onlardan bazıları. 

kutahya5

My cousin Atalay Çankaya is an animation student who is about to graduate from here. It was nice to watch his works on the silver screen. You see the legendary lecturer of Dumlupinar, Mahmut Ayhan and his students in the corridor.

Bizim kuzen Atalay da oradaydı tabi. Hem de işleriyle. Hem sınıf arkadaşlarının hem de onun işini festivalde izleme şansı elde etmek de ayrı bir keyifti. Seneye artık nerede olur bilmiyoruz çünkü bir kaç ay sonra mezun oluyor kendisi. Bol şans Atalay! Her şey dilediğince olsun.

kutahya6

Creating these special costumes and wearing them during the festival is a tradition of this event. And they are pretty good at it. You should see the last year’s Halo as well.

Öğrenciler festival için hem çizgi filmler hazırlıyorlar hem de tüm bu kıyafetleri dikip, tasarlayıp etkinlik boyunca giyiyorlar. Hepsi değil tabi ama en azından kafadan çatlak olanları :) Kendi kendine gelenekselleşen bu olayda öğrenciler de bence gayet başarılı. Bazen çok cesur hareketler yapılabiliyor. Bu seneki Spartacus bunlardan biri. Çocukcağız yalınayak, yarı çıplak gezdi elinde, vücudunda kaç kiloluk ağırlıkla. Geçen sene de Halo karakteri gerçekten çok başarılıydı.

kutahya7

Students of Dumlupınar were so friendly but also respectful. They are easy to communicate and warm people. Some of them gave me cakes, some of them gave me drinks…

Öğrencilerle zaman harika geçti. Tüm konuşmacılarla hemen kaynaşan öğrenciler bizi bol bol dışarı çıkardı. Hocalar zaten birbirinden pırlanta, genç, neşeli insanlar. Çok yedik, çok içtik, çok konuşup çok güldük. Ne 3 gündü be. Harikasın Kütahya. En güzeli de birbirini tanıyan ama iş yaşantısı ve mesafeler yüzünden görüşemeyen bunca yaratıcıyı Kütahya’da buluşturmandı. Bu konuda sanırım en büyük teşekkürü de gene Nazik Çiğdem hakediyor olmalı. Nazik Çiğdem Oley!!