Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

A trip to Santa Elena

Friday evening after work the team assembled again to move to Santa Elena. We took our beers, our Colombian raki (Guaro) and all the food we need there.

Cuma akşamı iş çıkışı takım gene toplanıyor. Bu sefer istikametimiz Santa Elena adında bir yer. Şehir dışındaki bir evde doğayla iç içe günler geçirmeye gidiyoruz. Kolombiya rakısı ve bir kasa biramız var. Tabiki orada yiyeceğimiz et stoğunu da tamamlamış durumdayız. O zaman gazlayalım.

Lo Ve, She drives like a man! Actually like a Istanbul taxi driver. :)

Lo Ve’nin sürüş teknikleri Istanbul taksi şöförlerini aratmıyor. Hayatımda gördüğüm en erkek gibi araba kullanan kadın ünvanını kendisine veriyorum.

We are going to stay in the house of Lo Ve’s best friend’s. Her name is Yeimi. When we arrived at the night there was nothing but darkness…

Lo Ve’nin arkadaşı Yeimi’nin evinde kalacağız ilk gece. Gecenin zifiri karanlığında buraya vardığımızda göz gözü görmüyordu. Flash kullarak çektiğim sağ üstteki fotoğrafa bakın. Korku filminden farksız bir sahne.

Here we are in the house. Girls jumped to the kitchen directly to prepare a delicious dinner for all of us. Boys started to serve small “Guaro” shots for everybody.

Gelir gelmez arı gibi çalışmaya başlayan kızlar harika bir akşam yemeği için kolları sıvıyor. Aynı esnada Diego’nun elinde Guaro şişesini görüyoruz. :)

With long and nice conversations we killed a lot of beers that night!

Uzun ve neşeli sohbetlerle çok bira öldürdük o gece.

It was a long night with full of chats and drinks. Santa Elena nights are pretty cold by the way and there was no heater in the house.

Soğuk bir Santa Elena gecesi bira içip dans ederek ısındık hiç bir ısınma sistemi olmayan bu evde.

After a painful sleep on the floor I woke up to a new saturday. We were about to have a breakfast and leave to discover Santa Elena.

Soğuk yerlerde geçen acılı bir uyku sonrası yeni bir cumartesiye başlıyorum. Milleti kaldırıp kahvaltı etmeli ve Santa Elena’yı keşfe çıkmalıyız.

Santa Elena is one of the five districts of the city of Medellin . It is located east of the city and the head of St. Helena is located 17 kilometers from the city center.

Santa Elena, Medellin’in 5 bölgesinden biri. Şehrin doğusunda bulunan mekan, şehirden 17 kilometre uzaklıkta.

Santa Elena has a population of about 10.898 inhabitants, of which 5.298 are men and 5,600 are women. It is the largest township in Medellin. Medellin people love to have extra houses in this kind of natural places to escape from city at weekends. It’s a kind of popular thing here.

2005 verilerine göre Santa Elena 10.898 nufuslu bir alan. Bunların 5298′i erkek 5600 kadarı ise kadınlardan oluşuyor. Medellin’in en büyük kasabası diyebiliriz. Medellin’de yaşayan insanların bu gibi kasabalarda ikici bir evleri daha oluyor ve haftasonu şehirden uzaklaşıp buralarda yaşıyorlar.

Diego and me were walking around to have a look around. However Yeimi’s dog Thomasa went away and we tried to stop him. While Diego was chasing after the dog we were in a very abandoned place. There was nobody around. So I wanted to pee behind the bushes. Meanwhile this homeless looking guy appeared at the end of the street and he was walking towards me with a huge knife! I was dead scared because he was acting and walking like a zombie. Luckily he passed me and kept walking up to street.

Diego ile ortalığı keşfetmek için geziyorduk. Yeimi’nin köpeği Thomasa da bizimleydi. Yalnız Thomasa biraz salak bir köpek devamlı bizden kopup kendi başına bir yerlere gidiyor. Yine istikametimiz dışında bir sokağa girdi Thomasa ve ne kadar seslensek de geri dönmeyip o sokakta uzaklaşmaya devam etti. Biz de mecburen Thomasa’nın arkasından ilerlemeye başladık. Köpek iyice uzaklaştığı için Diego koşarak köpeğe yetişmeye çalıştı. Ben de durup onları beklemeye karar verdim. Kimsenin olmadığı sessiz sadece rüzgarı duyabildiğiniz bir yerdeydim ve çok çişim vardı. Çalılıkların arkasına geçtim ve arkamda bu fotoğrafta gördüğünüz bıçaklı adamın belirdiğini gördüm. Adam elinde bir bıçakla zombi gibi yürüyerek bana doğru geliyordu ve ben hala işiyordum. :) Neyse ki beni geçip gitti. Ben adamın ardından bu fotoğrafı çekerken Diego da sokağın aşağısında belirdi. Hikayeyi ona da anlatınca pek güldük. Adamın yürüyüşünü ve elindeki bıçağı görünce korkuma hak verdi. :)

The village of Santa Elena has an area of 70.46 km²

Santa Elena 70.46 km²’lik bir alan.

We found a green house while we were walking around. Diego bought a plant for himself and I bought one for Yeimi as a gift for inviting us here to her house.

Diego’yla yürürken bir sera gördük. Diego kendine bir bitki aldı. Hazır o almışken ben de bir tane Yeimi için aldım. Benden ona ev hediyesi.

This is the greenhouse.

Seradan görüntüler.

Guess what?! Thomasa escaped again! And we wait and looked for him long long time. Finally we found it in a very stupid place. Look how he gets out from where he went.

Tahmin edin yine ne oldu?! Thomasa gene kaçtı. Hem de bu sefer çok saçma bir yere girdi ve arkasından da gidemedik. Salak gibi orada yarım saat dikti bizi. Neyseki sonunda fotoğrafta gördüğünüz şekilde geri geldi.

After that we came to another house which also belongs to a friend living here. His name is “Jorqe.” He is a giving lessons about politics as a teacher in schools. He decided to live here in Santa Elena instead of Medellin to have a more silent and peaceful environment in nature. If you ask me Medellin is already quite green and silent but he loves here more.

Daha sonra burada yaşayan bir başka arkadaşımızın evine geldik. Adı “Jorge”. Kendisi politika dersleri veren bir öğretmen. Medellin yerine burada yaşamayı seçmiş. Biraz hippi gibi bir yaşantısı var ama teknolojiden de vazgeçmemiş.

This is how it looks when you exit the house and look front. It’s pure nature and beauty.

Evden çıkınca gördüğünüz şey bu.

After a while we decided to move to the forest. Team told me that there is an amazing point with a nice view. Then we jumped into the green forest. On the road I saw something like a snake and showed it to the guys. They said it’s not a snake it’s a magic mushroom!

Evin bahçesinde biraz rahatladıktan sonra ekibin bana ormanda harika manzaralı bir yer olduğunu söylemesiyle ormanda bulduk kendimizi. Yeşillikler içinde ilerlerken kırmızı, yılana benzer bir şey görüp arkadaşlara bunu gösterdim. Onlarda bana bunun yılan değil, kafa yapan özel bir mantar türü olduğunu söylediler.

Here we are coming to the zone after a nice relaxing walk in the forest.

Kısa ve rahatlatıcı bir orman yürüyüşünden sonra mekana varıyoruz.

We had our drinks and music with us. We plugged a small speaker to cellphone and enjoy the environment together.

Bahsi geçen mekan burasıymış. Gerçekten de büyüleyici bir manzaraya sahip. İçkilerimizi açıp müzikle birlikte ortamın tadını çıkarıyoruz.

Peace in my veins.

Huzur damarlarımda.

This is my view…

İşte manzara…

They told me this place is also very famous with magic mushrooms. They showed me many different types of mushrooms. All look very different. It’s very interesting for me because you can even step on them accidentally :) Colombia must be the only place where you can hit your foot to a natural kind of drug while you are walking.

Burada geçirdiğimiz birkaç saatten sonra ormanda yürürken birçok başka sihirli mantara rasladık. Bana söylenene göre burası bu konuda bilindik bir yermiş. Birçok farklı mantar çeşidi ve aralarındaki farkı anlattılar. Bu mantarların bazıları zehirliymiş.

And this was the most amazing mushroom we all had ever seen in our lifes. This is the king of magic mushrooms! Jorge showed me this plant later on from a book of his. This is a very special thing.

Ve bu da sihirli mantarların kralı diyebileceğimiz bir şey. Ekipteki herkesin hayatında ilk kez karşılaştığı bir şey. Jorge daha sonra eve gidince bir kitap getirip bana bu mantarla ilgili bir makale okuttu.

At night we enjoyed our times with barbecue  beers, nice music and fireplace. I was sitting on the floor in left picture and look what I see when I look out from the door. All the clouds just like in the same level with us. It was breath taking to be there.

Gece mangal yaktık, etleri yedik, biramızı içtik ve güzel müzikler eşliğinde şömine önünde dans ettik. Sol fotoğrafta ben yerde oturuyordum. hemen önümdeki açık kapıdan dışarıya bakınca gördüğüm manzara buydu. Bulutlar resmen bizimle aynı seviyedeydi. İnanılmaz bir görüntüydü ve orada olduğum için çok mutluydum.

Then I went out to capture some photos of the Medellin from the mountain.

Sonra dışarı çıkıp uzun pozlama yaparak zifiri karanlıkta fotoğraf çekmeye çalıştım. Tripodum yanımda değildi ama kamerayı bahçedeki masaya koyarak bu fotoğrafı çekebildim.

You can only hear your inner voice. Nothing else. This is the top moment of serenity.

Burada kendi sesinizden başka bir şey duyamıyorsunuz ve tüm sessizliğin içinde doğa size muhteşem bir görsel şölen sunuyor.

Sunday morning. One last photo with the survivors of this weekend. We are still alive!!!

Pazar sabahı ekibin sağ kalanıyla fotoğraf çekiniyoruz. İşte çılgın haftasonundan hayatta kalanlar.

During this 2 days I slept in these places. 2 floors in 2 different houses. And one hammock.

Haftasonu boyunca uyuduğum yerler bunlar. 2 farklı evde 2 farklı yer yatağı ve bir hamak. Yer yatağı da değil aslında direk yer desek daha doğru.

After that, girls went back with the car we came here, we didn’t go back to the town with them. Diego wanted to show me the cable car. This cable car is a new thing here. It connects Santa Elena to Medellin. It’s also very good for poor people who lives outskirts of the mountain in favellas.

Pazar sabahı kahvaltıdan sonra kızlar arabayla şehre geri döndüler. Biz Diego’yla öyle yapmadık çünkü Diego bana birkaç yer göstermek istedi. Dönüşü teleferikle yaptık. Bu teleferik burada yeni bir şey. Santa Elena’yı Medellin ile bağlayan bu teleferik dağ eteklerindeki varoşlarda yaşayanlar için de ucuz ve güzel bir ulaşım aracı.

Cablecar has some stops and so it’s a very good and cheap way to go to work for these people. Before this cable car these poor people were a bit outsider to Medellin.

Bu teleferik fakir insanların işe gidip şehirle kaynaşmasını sağlamış. Eskiden varoşlarda yaşayan bu insanlar Medellin’den ayrı bir hayat sürüyorlarmış. Biraz dışlanmış gibi. Sadece kendi alanlarındalarmış. Bu teleferikle insanlar daha çok birbirine kaynaşmış ve varoşlardan şehre inen insanlar Medellin’in sıcak ve arkadaşça yaşamıyla tanışmış.

Here we pass over the favellas.

Teleferikle varoşlardan geçerken.

They were very similar to favellas in Rio or Sao Paulo.

Brezilya’da gördüğümüz teneke evlerin aynısı burada da var.

Then we got out one of the stops in the poor areas. I am surprised how safe and friendly is this place. Medellin is very friendly and kind even in the favellas. Also it’s very colorful. Diego told me it was different before the cable car. He says it was much more dangerous but with cable car it became a part of the city. It’s not an abandoned place anymore.

Teleferikle giderken fakir semtlerin birinde durduk ve inip gezmeye başladık. İnanması güç ama bu tür semtlerde ben biraz daha güvensiz hissedeceğimi sanıyordum. Burada hiç bir güvensizlik ya da tedirginlik hissetmedim diyebilirim. Medellin’deki aynı sıcaklık burada da mevcut. Diego bunun eskiden farklı olduğunu ve buraların tehlikeli olduğunu ama teleferiğin yapılmasıyla burasının da şehrin bir parçası haline gelip kendi başına bağımsız bir yer olmaktan çıktığını söyledi.

It’s like a Christina Aguilera video clip.  Colorful and joyful.

Burası bana insanların giyimleriyle, konuşmaları ve davranışlarıyla Christina Aguilera kliplerini anımsattı.

A spectacular view from the favellas.

Varoşlardan harika bir manzara.

Medellin is actually more different looking than this area of the city. However even this place has a unique kind of beauty if you ask me.

Medellin aslında şehrin bu alanından çok daha farklı bir görüntüye sahip ama burası bile bana sorarsanız kendine özgü bir güzelliğe sahip.

A market in the favellas. Check the graffitis.

Varoşlarda bir market. Grafitilerin tarzı semte göre nasıl değişiyor.

One of the most magical views ever!

En büyüleyici manzaralardan biri!

One of the best graffitis I have ever seen here.

Burada gördüğüm en yaratıcı duvar resmi diyebilirim.