Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Aralık, 2012

First day at work

This is the lobby and the outside of the hotel.

Otelin dışı ve lobisi böyle dostlar.

There are some computers for internet free to use which could be life saving if you don’t carry a laptop.

Laptop taşımayanlar için can simidi. Lobide böyle bilgisayarlar var isteyen gelip kullanabiliyor.

There is a restaurant at second floor where I eat free breakfast and dinner. I love Havas :) Thank you!!!

İkinci katta açık büfe restoran var. Burada bedava kahvaltı ve akşam yemeği yiyebiliyorum. Havas sen ne tatlı ajanssın. Her şeyi düşünmüşsün.

In the opposite street of my hotel there is a modern art gallery which is waiting for me to discover. I see it every morning but couldn’t visit yet. First thing to do in weekend.

Otelin hemen karşısında şehrin modern sanat galerisi bulunmakta. Her gün işe giderken burayı görüyorum ama daha vakit bulup keşfedemedim. Haftasonu ilk iş.

These guys doing typography! :) Te quero Medellin! ( I love Medellin)

Abiler tipografi yapmış. “Medellin’i seviyorum” yazıyor :)

Another nice thing happened today. I asked about where can i buy a local prepaid sim card and they said: “You don’t need to buy anything, here is a Blackberry for you.”  Yes, they gave me a phone and the number to use here :) ) You see the banknotes of Colombia in left picture. Peso is the currency here. Banknotes carrying the most important people portraits in history of Colombia. Such as: Jorge Eliécer Gaitán, Francisco de Paula Santander, José Asunción Silva, Policarpa Salavarrieta, Julio Garavito Armero, Jorge Isaacs…

Bugün ajansta insanlara nereden lokal sim kart alabileceğimi sordum. Yol tarif ederler dükkan söylerler diye beklerken “Bir şey almana gerek yok” deyip elime bir Blackberry tutuşturdular. Adamlar telefonuma kadar her şeyle ilgileniyorlar resmen. :) Sol fotoğrafta Kolombiya pesolarını görüyorsunuz. Banknotların üzerinde Kolombiya tarihinde yer etmiş önemli kişiliklerin portreleri yer alıyor. Bunlardan bazıları: Jorge Eliécer Gaitán, Francisco de Paula Santander, José Asunción Silva, Policarpa Salavarrieta, Julio Garavito Armero, Jorge Isaacs…  

It’s really nice to see these kind of illustrations on the streets of Colombia. I think Colombian illustrators are mastered in vector graphics to the max!

Vektörü çözdük diyor adamlar.

Welcome to Havas worldwide Medellin. Or Euro Rscg with the old name.

Eski adıyla Euro Rscg, Yeni adıyla Havas Worldwide’a hoşgeldiniz.

This is the main hall when you enter the agency. This is the scene you face with.

Ajansa girdiğimizde ilk görüntü bu. Sekreter abla, kahve ve çikolata makinası bol bol koridor.

This is my desk in Havas Medellin. There is also a christmas tree at the corridor with lots of gifts and toys under it. :)

Burası da benim masam. İlk gün olduğu için şimdilik biraz ölü duruyor. Koridorda bir de Çam ağacı var altı oyuncaklar ve hediyelerle dolu. Yılbaşı burada büyük olay. Kutlamalar çok ciddiye alınıyor. Sadece ajans için demiyorum. Sokaklar daha 1 ay önceden ışıl ışıl oluyor.

This is the room I’m working in. I’m working on some branding projects for a Colombian brand. It’s a big one but they are about to launch some new sub brands and I’m working on them.

Burası da çalıştığım oda. Lokal ve büyük bir müşterinin yeni şirketleri için markalaştırma çalışmaları yapıyorum. İsim, logo tasarımı ve kurumsal kimlik çalışmaları şuanki işlerim.

Havas Medellin is quite different than most of the big global advertising agencies when it comes to mood and behaviors. People here are very friendly and it’s feeling like you work in a boutique design company.  Most of the times, more people bring less friendship in this kind of big agencies however Havas Medellin is quite different. I love this mind set. Everybody is asking me how I am, Do I need anything and they invite me in many places everyday. Of course I never say no!

Havas Medellin şimdiye kadar çalıştığım global ajansların içinde en sıcak ve arkadaş canlısı olanı diyebilirim. Daha çok butik ajanslarda yaşadığım rahatlığı ve arkadaşlığı yaşıyorum burada. Bu çok güzel bir şey çünkü genelde bu tür büyük ajanslarda insan sayısı çoğaldıkça kurabildiğin arkadaşlık azalır ya da niteliği çok güçlü olmaz. Buradaki insanlar gerçekten çok sıcak ve sürekli bana gelip “Bir ihtiyacın var mı? Nasılsın? Keyfin yerinde mi?” gibi sorular soruyorlar. Havas Medellin’in bu ruh hali çok hoş ve beni çok iyi hissettiriyor.

 

Maybe it’s because of Medellin people. Because when I go out I see the same mind set on people. It’s not only about the agency people. The people of Medellin is very warm and friendly. They are also proud of this. They say it’s very different comparing to Bogota. I hear this from many people that people of Bogota are much more cold, mean and hard. I also hear that Medellin is the best city of Colombia. Most beautiful environment, girls and life style…

Sanırım bu durum ajansla ilgili değil çünkü dışarıda da insanların bu sıcakkanlılığı devam ediyor. Medellin şehir olarak değişik bir kafa yapısına sahip gibi. Burada yaşayan insanların üzerine bu yaşam stili sinmiş durumda ve bu yüzden bu kadar sıcak ve arkadaşçalar. Zaten kendileri de bununla gurur duyuyorlar. Bogota insanından kendilerini çok farklı görüyorlar ve genelde Bogota’lıları sevmiyorlar. Herkesin hemfikir olduğu bir diğer şey ise Medellin’in Kolombiya’nın en güzel şehri olması. Buradaki kızlar da ülkenin en güzel kızları olarak biliniyor. Bizim İzmir’imiz gibi bir ün yapmış durumda Medellin.

There is a big hall in the center of the agency which connects other rooms to each other. Havas Medellin is interesting. It’s like a labyrinth with long corridors.

Havas Medellin bol koridorlu labirent gibi bir ajans. İçinde birini bulmak mesele halne gelebiliyor. Ortasında bu koridorları ve odaları birbirine bağlayan böyle bir bahçe var.

Scenes from the agency.

Ajanstan görüntüler.

I was working and suddenly people started to sing and dance around the christmas tree. This is a kind of tradition here. As I said they start to celebrate christmas 10-15 days ago. After the ceremony they eat some local snacks. I joined them as well. Good fun! It was a nice break of work.

Ajanstaki ilk günümde akşam çalışırken aniden insanların koridorda şarkı söylediğini duydum. Çıkıp baktım ki ajansın yarısı toplanmış dans ediyor şarkılar söylüyor yılbaşı ağacı çevresinde. Bir de yerel atıştırmaklıklar ikram ediliyor. Böyle bir gelenek varmış burada. Christmas kutlamaları 15 gün öncesinden başlarmış böyle yavaş yavaş.

Journey to Medellin

I packed up my bag and hit myself on the road again for the 18th step of my world trip, Colombia! I had a flight with Lan Airlines and it turned into a very bad experience. First they didn’t let to take my tripod in the plane. What a stupid rule is that!?! My new Max Payne style has already started to cause problems. I have no idea what they were thinking… I kill people in the plane with a tripod? That’s ridiculous. Of course I didn’t let them to take my tripod. I’ve already lost one back in Cape Town. I didn’t wanted to lost another tripod and I argued for this with the officials to solve the problem. They accepted to get tripod in the cargo section. Then I entered the plane but it was extremely cold. I just don’t understand the reason why people max the ac. It’s for creating a comfortable environment. It’s not for making the place like a fridge. Hostess wasn’t speaking English so I couldn’t understand the food options they are offering on the plane. Plus to all of these we had two hours of delay for the flight. They asked us to get all the luggage in Bogota and check in again for the medellin plane. I don’t have any idea why they don’t do this automatically for the passengers  There was no entertaining system on the plane as well. So yes after a terrible flight with Lan airlines, I arrived to Bogota and from Bogota I flied to Medellin. There was Fredy waiting for me with a paper, my name written on it in a wrong way (again). :) Fredy took me to my hotel which is booked by Euro RSCG or Havas worldwide with the new name. Fredy wasn’t able to speak English as well and he was saying “si” to everything I say. Another thing surprised me is Fredy’s driving skills. This man was driving like a Ken Block in the curvy mountain ways of Medellin.

Yolculuğun 18. basamağı için tekrar topladım çantamı ve düştüm yollara. Kolombiya’da Medellin’e gidiyordum ve Lan Airlines ile uçacaktım. Yeni Max Payne imajım daha ilk uçuşta soruna yol açmıştı. Sırt çantamdaki tripodu uçağa almak istemediler. Çok komikti. Ne zannediyorlar, tripodla uçak kaçıracağımı falan mı? Zaten Güney Afrika’da bi kere tripodum çalındı. Bir daha tripod kaybetmek istemedim ve tripod’u burada bırakmayacağıma dair adamlarla tartışmaya başladım. Kısa süreli bir bağırış çağırış sonrasında tripodu kargo bölümüne almayı kabul ettiler. Sonra uçağa bindim ama uçak uçak değil resmen uçan bir buzdolabı. Bogotaya varana kadar resmen dondum. Uçaktaki herkes battaniyelere sarılmış donarak gidiyordu. Bazı şirketlerin klimanın amacını hala anlayamamış olması ne saçma. Daha sonra yemek servisi başladı. Açtım. Sonunda bi şeyler yiyecektim ama hostes İngilizce bilmediği için ne yiyeceğimi bile seçemedim. Hayatımda ilk kez İngilizce konuşamayan bir hostes gördüm. Lan Airlines gerçekten uzak durulası bir havayolu olarak yer etti böylece. Tüm bunların üstüne uçağın 2 saat rötar yapması, koltuklarda eğlence sistemi olmaması ve Kargo bölümündeki bagajları otomatik olarak yönlendirmemeleri ve her aktarmada onları alıp tekrar check in yapmanızı istemeleri de iyice nefret etmemi sağladı kendilerinden. Neyse sonunda Bogota’ya vardım. Bogota’dan da Medellin’e geçtim. Kapıdan çıkar çıkmaz beni 2 saattir orada bekleyen ajansın şöförü Fredy’i gördüm. Elinde adımın yamuk yumuk yazıldığı bir kağıt tutuyordu.

Fredy dropped me to my new place. Ibis hotel. It was looking beautiful and I asked for my room. They gave a card and told me that I am staying in the 12th floor. I go up with elevator and here is the 12th floor and the corridor to my room.

Fredy beni otele bıraktı. Ajans bana Ibis otel’de oda tutmuş. Gerçekten konforlu ve hoş bir yer. Lobi’den fotoğraf çekmeyi unuttum ama yakında eklerim. Odamı sordum ve resepsiyondaki kızlar bana yardımcı olarak odamı gösterdiler. 12. katta kalıyordum. Fotoğrafta 12. katın koridorunu görüyorsunuz.

This is my room. Free unlimited internet, Tv, a big comfortable bed, very clean and nice place. Agency also pays extra to hotel to take care of my laundry, free dinner and breakfast in open buffet restaurant. Oh yess!

Burası da odam. Şimdiye kadar yattığım en rahat yatağa sahip. Bi kere ortam çok temiz ve rahat bir yapıya sahip. Televizyon ve sınırsız ücretsiz internet mevcut. Ajans otele çamaşırlarımın yıkanması, açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği için de ek ücret ödemiş. Canlarım benim.

Bathroom is nice, provides hot water all the time. Water supply next to toilet pan is a big plus :)

Banyo da temiz ve hoş. 24 saat sıcak su, taharet musluğu bunlar hep önemli olaylar :)

A birthday party in last day

This was my last day in Sao Paulo and I went to a friend’s birthday party in her house. I just took these pictures when leaving the house. Brazilians drank them all I drank maybe two cans. Nothing more. :)

Brezilya’daki son günümde ofisten bir arkadaşın evine gittik doğum günü partisi maksadıyla. Gecenin sonunda telefonla bu fotoğrafları çektim. Adamlar içiyor arkadaş.

Here I am in the airport of Sao Paulo again. did the check in thing and waiting for the flight in “On the rocks bar” :)

Check-in tamam. Önce Bogota’ya oradan Medellin’e geçiyoruz. Uçuşu “On the rocks” diye bir barda bekliyorum.

There are narcotic dogs in the airport of Bogota. They smell every luggage appear on the band. When I go out, this wall painting was the first thing I saw :) Welcome to Colombia.

Bogota’ya inince köpekler bi güzel kokluyor valizlerinizi. Bu narkotik köpeklerden ilk kez gördüm bir havaalanında. Malum burası Kolombiya. Sonra dışarı çıktım. İlk gördüğüm şey bu duvar resmiydi :)

JWT things

This a print ad for “Seda.” Seda is actually same product with Pantene. They use “Seda” name in South America. There isn’t much thing to do different for Seda because they told me everything I need to do. 2 girls, products, pinky graphics and here it is.

Türkiye’de Pantene adıyla bildiğimiz şampuan burada “Seda” adıyla satılmakta. Ajanstaki ilk işimde “Seda” için bir ilan çalışmak oldu. Ajanstakiler bu işi bana özür dileyerek verdiler. Başta nedenini anlamasam da çalışırken olayı kavradım. Bu müşteri için farklı bir şey yapmak imkansız denebilir. Her şeyleri belli, ne yapılacağı ne istendiği net ve bu dar çizgilerin dışına çıkıp aynı mesajı daha farklı bir biçimde veremiyorsunuz. Neyse iş, iştir.

This is a icon project for “Johnson & Johnson” They want to create an icon which symbolizes care and concern. They want to make it something like the wi-fi icon for the restaurants and cafes. But it can be for any shop or service as well. Even for taxis. So when you see this icon on somewhere you will know that people will care for you there. Here I tried to make a hearth from two shaking hands. However it looked like a bit old Russian propaganda posters. So I made a rounded version which also looked like a hearth more than the first version.

Bir sonraki iş Johnson & Johnson için bir ikon projesi. Bu marka “ilgi” temalı bir ikon istiyor ve bunu kampanyalaştırıp tüm şehirde kullanmak istiyor. Şöyle ki bu ikonu gördüğümüz yerler müşteriyle daha bi ilgilenilen, müşteriye daha arkadaşça yaklaşan ve onları önemseyen kurumlar olacak. Bu bir restoran da olabilir bir taksi de. Restoranlarda gördüğümüz wi-fi sembolü ile orada interenet bağlantısı olduğunu anlamamız gibi bir şey olacak bu. Burada el sıkışan 2 eli kullanarak kalp formu elde etmeyi denedim. Önce biraz sert ve eski Rus propaganda grafiklerini anımsattı. Sonra bir de kenarları yumuşatılmış bir versiyon denedim.

Then I did a kind of room or a space which also creates a hearth shape with the perspective.

Daha sonra bu “ilgi” alanını sembolize eden bir alan çizdim. Bir oda gibi. “Burada ilgi garantilidir” anlamında olan lafımızı da alanı kapsayan duvarlara yazdım ve üst kısımların köşelerini kırparak sembole kurdeladan yapılmış bir kalp görüntüsü verdim.

Symbolizes the space of care. Simple and easy to use. I think this one was the best one in terms of the visual style  Johnson & Johnson has. And also fits nicely with the project ambition.

Bu da yine sevgiyle, ilgiyle çizilmiş alan anlamına gelen bir sembol. Sanırım hem Johnson & Johnson’ın kendi görsel kimliğine hem de projeye en yakışan bu oldu.

Dırrsshh!

Works in Havas

My first project in Citroen team was a different one. A pizza box advertising. It’s quite popular in Brazil. I think Brazilians seeing everything as a new advertising medium. This project was all about Citroen after sale services. We wanted to tell that “Citroen after sales is fast and easy as ordering a pizza”  First option is a Citroen key on a tray. When you hold this box you fell like you are actually holding the tray.

Havas’da ilk işim Citroen için pizza kutusu reklamları hazırlamaktı. Amaç arabalardan çok satış sonrası servisi tanıtmak ve insanlara Citroen servisinin pizza sipariş etmek kadar sorunsuz ve hızlı olduğunu anlatmak. İlk versiyon kutunun ön kapağına hazırladığımız bu grafik. Tepsi üzerinde bir Citroen anahtarı. Kapınıza gelen pizzayı, pizzacıdan teslim alırken ister istemez yemek tepsisini tutuyormuşsunuz gibi bir his yaratıyor ve Citroen servisinin güvenilirlik imajına destek veriyor.

Second option makes you feel like you hold a steering wheel of Citroen. Our headline also tells that your car will be ready till you finish your pizza.

İkinci versiyonda ise kutunun üzerinde bir direksiyon var. Bu sefer kutuyu alırken direksiyon tutuyormuşssunuz gibi oluyor ve başlığımız pizzanızı yiyene kadar arabanızın hazır olacağını söylüyor.

My favorite is third option. We print a scale model of legendary Citroen CV2 on the box and tell that: We can re-build your real car till you can finish this mock up. It’s a kind of race against the Citroen Service :) I drew the bluprint of CV2 in illustrator for this one.

Üçüncü versiyon ise benim favorim. Burada kutunun kapağına insanların kesip yapabileceği bir maket hazırladım. Citroen’in en ünlü ve klasik aracı olan CV2′yi illsutrator’da çizerek hazırladığım bu maket aslında Citroen servisleriyle küçük bir yarış oyunu gibi. Siz bu maketi yapana kadar biz gerçeğini yapıyoruz diyen servisiniz maketi yapma sürenizden daha kısa zamanda aracınızı size teslim edeceğini vaad ediyor.

These are some of the early ideas. I was thinking about printing the inside box as well. But then they said it’s gonna cost much more. So We transformed some of the ideas to a more minimal way.

Aslında başlarda kutunun içine de baskı yaparız diye planlıyordum. Sonra fikirleri beğendiler ama tüm kutuya baskı yapmanın maliyeti büyük oranda arttıracağından endişe ettiler. Ben de seçtiğimiz bazılarını sadece ön kapağa uyarladım.

A print ad for Citroen. Your car is a part of your family.

Citroen için çalıştığımız bir dergi ilanı. Arabanız ailenizin bir parçası.

A shopping mall stand for Citroen dealers. Actually I came up with much more crazy ideas such as projection mapping on a Citroen from the headlights of another Citroen. However They are about to build these stands in hundreds of shopping malls and it’s not the Citroen itself paying for these. Since dealers are about to pay they can’t go for expensive or complicated stuff. They asked for a simple stand where beautiful girls can tell about the cars and promote. However I came with the idea “Stig” You know “Stig” from UK based TV show “Top gear” Let’s put a racing man with helmet there instead of girls, or girls can be a plus to Stig man. Stig is just an example. It doesn’t even have to be white as Stig. Anyways we also worked on a campaign for Citroen Aircross model however agency told me not to publish it yet. Since it’s an unpublished important campaign. It’s not a good idea to share it in my blog.

Citroen satış bayileri Sao Paulo alışveriş merkezlerine stand kuracakmış. Aslında ben araba farlarını projektör lensiyle değiştirip projection mapping yapalım gibi ilginç teklifler sundum ama bayilerin kendi cebinden karşılayacağı bir orjanizasyon için pahalı geldi ve basit bir stand istendi. Kızlar olsun arabaları tanıtsın falandı niyetleri. Kızlara ek olarak Tog gear’daki “Stig” gibi bir tiplememiz de olsun bence ortamda diye bir fikir sundum. Beğendiler. Çakması da olsa Stig Sao Paulo’ya gelecek :) Bunun dışında bir de Citroen Aircross modelinin Brezilya kampanyasını çalıştık ama tabi onlar yayınlanmadan önce blog’da paylaşmam sakıncalı.

DOTR hair revision.

You know I try to do crazy things everywhere I go. Since I am in Brazil I thought this could be the best place to shave my head. And I did it! :) Hehaeh…

Biliyorsunuz her gittiğim yerde çılgınca bir şey yapmaya çalışıyorum: Sao Paulo’da deli gibi içmek dışında yapabileceğiniz çok bir şey yok. Ben de hazır Brezilya’dayken kafayı kazıtmak için bundan daha iyi bir an olamaz diye düşündüm. Düşündüğümü de yaptım. :) Haehaeh…

Me with my new bald head in the hotel room. First half an hour experiences: 1) Shampoo doesn’t effervesce much. 2) Just a little bit of shampoo works well. Good for economy. 3) I don’t need hair dryers at all actually I don’t even need to wipe my head much with towel. Just touching the towel making it dry enough. 4) I feel every small blow, wind, breeze and temperature change just like a spider sense. 5) Touching my head feels a bit weird. Like a sandpaper.

Keltoş kafamla otel odasında. İlk yarım saatlik deneyimlerim şöyle: 1) Şampuan pek köpürmüyor 2) Çok az bi şampuan yeterli oluyor, ekonomi için iyi :) 3) Saç kurutma makinasına ihtiyacım yok, hatta havluyu kafama sadece değdirmem yeterli kurulanmayı sağlıyor. 4) En küçük hava değişimini, esintiyi ve rüzgarı anında hissediyorum. Örümcek hissi gibi bir şey. 5) Kafama her dokunduğumda zımpara gibi bi his veriyor :)

No billboards yes graffiti

Five years after Sao Paulo passed the Clean City Law banning outdoor advertising as visual pollution, a loophole is emerging in the form of art with a small advertiser’s logo. According to new law you can’t put a billboard anywhere you want, just like the old times. So companies came with new ideas. They are making huge graffitis instead of posters and billboards. So outdoor advertising of Sao Paulo changed its shape and the way as well. These graffitis have to look like art instead of advertising. So there are no headlines or products actually. ”The city has improved a lot because there was a lot of visual pollution before the law,” said Marcello Serpa, partner and creative director of Sao Paulo agency Almap BBDO. “But Sao Paulo is a gray city. It’s not like Rio de Janeiro, the most beautiful city in the world. So we tried to use buildings as billboards on a huge scale, to give the city some color and bring art to the people, and to use it as a tool to subtly talk about GE products.”

Bundan beş yıl önce Sao Paulo reklam panoları ve billboardlar yüzünden yürünemez hale gelmiş. Her yerden fışkıran görseller, mesajlar ve reklam posterleri şehirde büyük bir görsel kirlilik yaratıyormuş. Sonunda hükümet buna dur demiş ve bir yasa çıkararak outdoor mecraya yeni sınırlar ve kısıtlamalar getirmiş. Böylece artık her köşeye yeni bir billboard dikilemiyor ve sokaklara her istediğinizi yapamıyorsunuz. Reklamcılar bile bu kuralın Sao Paulo için gerekli olduğunu savunuyor. Sao Paulo dünyanın en büyük ve başarılı reklam ajanslarının bir arada olduğu bir şehir. Hal böyle olunca rekabet de çok büyük oluyor ve sokaklar birbiriyle yarışan ilginç reklam panoları ya da gerilla uygulamalarla dolup taşıyor. Bu yasadan sonra ise markalar grafitti sanatçılarına sponsor olup şehri renklendirme yoluna gitmiş. Sao Paulo gri bir şehir olduğu için bu dev graffitiler sokakta büyük dikkat çekiyor ve markalar bu işlerle adından bahsettiriyorlar.

 

Time sheet gives you free beers

Welcome to JWT Sao Paulo where we motivate employees with free beers :)

JWT’de işleri bitirdikçe beleş bira kazanıyorsunuz :)

A massive weekend party

This one from Thursday. We went to Paulista avenue with Fernando, Mark & Adam. They came here to work in JWT Sao Paulo from JWT London office. This is a pizza place but they also have alcoholic drinks. Since lot’s of people and cultures lives in Brazil, Brazilians love to mix things to have different styles. That’s why they have the second largest food cuisine of the world here. Here we try a different thing. A beer made of wine! It’s name is “Choppe De Vinho” which means exactly “beer made of wine” That was a big thing. :) Don’t worry you don’t miss a lot since you have Rakı back in Turkey. Dear Turkish friends. My rakı is ended. Please send me a bottle!!! Yeni Rakı if possible.

Aslında bu perşembe gününden. İş çıkışı Adam ve Mark ile Paulista’da bir pizza restoranına gittik. Pizzacı ama alkollü içecekler de var. Mark ve Adam buraya JWT Londra ofisinden hava değişimine gelmişler. İyi de etmişler. Onlarla tanışana kadar Sao Paulo’da baya sıkılıyordum. Süper arkadaş olduk. Brezilya her kültüre sahip karışık bir ülke olduğu için Brezilyalılar alakasız şeyleri birbirine karıştırıp yeni şeyler yaratmayı seviyorlar. Bu durum buranın kendine has bir kültürü haline gelmiş. Bu yüzden burası dünyanın en çeşitli mutfak kültürlerine sahip yerlerinden biri. İçtiğimiz şey de bu duruma güzel bir örnek. Şarap kullanılarak yapılmış bira. :) Şaşırdınız değil mi. Ben de şaşırdım zaten. Hala şaşkınım. Merak etmeyin çok bir şey kaçırmıyorsunuz. Tadı Fanta’ya benziyor biraz. Siz orada rakıları mezeleri götürürken biz böyle ne olduğu belirsiz şeyler içiyoruz işte. Biri bana rakı göndersin! Tercihen Yeni rakı. Rakım bitti rakım!

Friday after work. This is gonna be the last weekend of Adam and Mark. So we have a plan. A massive 2 days long party! We are not going to stop till we send these guys back to home. We started from the balcony of JWT and then we came to this small digital agency of JWT to keep going. Its name is Casa. They are focused on digital advertising. One interesting thing about JWT and its partner companies is a fridge full of free beer. However it’s electronically locked. Connected to office’s time sheet. If you fill your time sheets fridge automatically unlocks itself. :) An interesting way to motivate people.

Cuma işten sonra balkonda ekipçe balkonda başlayan parti JWT’nin partneri olan yan binada devam etti. Burası Casa adında bir dijital reklam ajansı. Adam ve Mark’ın buradaki son haftasonu. Pazar günü Londra’ya dönecekleri için 2 gün aralıksız bir parti yapma kararı verdik. Planımız bu adamları uçağa bindirene kadar Sao Paulo’nun altını üstüne getirmek. JWT ve yan şirketlerinde ilginç bir uygulama var. İşlerinizi bitirip zaman çizelgelerinizi tamamlayınca otomatik olarak açılan bir buzdolabı ve içi bedava bira dolu. İşlerini günü günününe halleden çalışanlar böylece ödüllendiriliyor.

This is Vitoria. She looks like Catrine Zeta Jones a bit. Not here maybe. She is a planner in the agency.

Vitoria buranın strateji ekibinden. Yüzü biraz Catrine Zeta Jones’a benziyor sanki.

After drinking a lot of free beers in the agency, finally we decided to move out and go to a Japanese Karaoke bar. Its name is Chopperia Liberdade

Ajansta bir buzdolabı dolusu bedava bira var. Bu biralardan yeterince içtikten sonra dışarı çıkıp bir Karaoke bar’a gidiyoruz. Burası Chopperia Liberdade.

We had huge fun here. Singing a song costs 2 reals. People sing like crazy here and everybody in the bar joins to keep it enjoyable. Especially Mark is very good at this karaoke thing. The song list is like a giant encyclopedia. They have all the western popular songs and also the Japanese ones. Sometimes they force people to sing in Japanese which is pretty funny.

Burada çok eğlendik. Bi kere ortam renkli, güzel, yemekler çok pahalı değil. Mangalları da var. Şarkı söylemek 2 real. Aynı kişi devamlı söyleyemiyor. Sürekli farklı kişilerin isimlerini çağırıyorlar. Şarkı listesi dev bir ansiklopedi gibi. Tüm ünlü batı müziklerine ek olarak Japon müzikleri de eklenince ortaya dev bir arşiv çıkmış. Bazen bir de insanlara zorla Japonca şarkı söyletiyorlar ki bu da baya bi komik oluyor.

Next morning around 05:00 am. We get out of Karaoke bar half dead after singing all the night. We were hungry, drunk and had some throat pain. We looked for a place to sit some and keep drinking some more beer. It’s not my thing but these guys just don’t stop.

Sabah 05:00 falan sanırım. Kareoke’den çıkıyoruz. Tüm gece deliler gibi şarkı söylemişiz. Sanki ünlü bir grubuz da bütün gece performans sergilemişiz gibi yorgunuz. Sesler gitmiş, boğazlar bitik, karınlar aç. Bulduğumuz süper dandik bir yerde bir şeyler atıştırıyor ve yanında bira içmeye devam ediyoruz. 

Then some people from mafia came and talked with us. They advised us some dirty places to go. Fernando told us that it could be dangerous to go there so we just escaped for a breakfast.

Sonra mafyadan adamlar geldi. Zil zurna sarhoş bu adamlar bizle arkadaş olmaya çalıştılar. Sonra bize abuk subuk bazı yerlere gitmemizi tavsiye ettiler. Ama bizi oraya yönlendirip orada adamları tarafından paramız eşyamız araklanır başımız belaya girer dedik tabi tabi deyip topukladık.

We decided to use subway. There was a group of Chinese people making Tai chi in very early morning. Then we entered the subway but it didn’t worked for a long time. Hundreds of people were waiting inside the metro. Then we heard the announcement that somebody jumped to rails to suicide and that’s why subway was not working.

Sonra metroya binelim dedik. Metro girişine geldiğimizde bir grup çinlinin sabahın göründe Thi Chi yaptığını gördük. Bir kaçımız onlara kısa bir süre eşlik etti. Sonra metroya girdik. Aşağı indik bir de baktık ki metro içi insan dolmuş şekilde bekliyor. Uzun süre biz de orada bekledik herhalde bir arıza var diye ama değişen bir şey olmadı. Bir süre sonra anons yapıldı. Meğer intihar etmek isteyen biri kendini raylara atmış ve bu yüzden metro bekliyormuş. Her nedense bu metro uzun süre çalışmadı. İnsanlar da yavaş yavaş pes edip dağıldılar. Biz de vazgeçtik ve gideceğimiz yere yürümeye karar verdik.

We walked around and had a breakfast in a bazaar kind of place. We drank sugarcane which is known as “Caldo De Cana” in Brazil and ate some traditional Brazilian dish named Pastel.

Yürüye yürüye sonunda pazar gibi bir yere geldik ve burada Brezilya’nın kendine özgü atıştırmalıklarıyla kahvaltı ettik. Pastel adında son derece sağlıksız bir kızartma yedikten sonra üzerine bir de Caldo de Cana adında bir içecekle kahvaltıyı noktalamış olduk.

Some scenes from our long morning walk.

Uzun sabah yürüşü sırasında geçtiğimiz yerler.

We came back to Paulista and drank some beer on the street. And decided to walk around and find a place for a nice lunch.

Tekrar Paulista’dayız. Çocuklar zorla bira içiyorlar gene. Bu sefer sokakta dikilip içiyoruz. Karşımızda da bir televizyon programı için çekim yapılıyor. Sunucu abla güzel. biraları içiyor çekimi izliyoruz.

“Caos” is a store where you can find lots of old, vintage stuff but they are just amazingly expensive. From clothes to toys you can find many things from 80′s even 70′s here. Nobody bought anything. However it was fine to check it out.

“Caos” eski ve tarz ürünler, eşyalar satan bir dükkan. Oyuncaktan kıyafete ne ararsanız var. İçeri girince buram buram 80′ler kokusu karşılıyor sizi. Tabi süper pahalı olduğu için herkes bakmakla yetindi.

Then we moved to “Copan.” It’s one of the biggest buildings of Sao Paulo including 500 flats inside.

Sonra “Copan” adındaki yere gidiyoruz. Burası içindeki 500 daire ile Sao Paulo’nun en büyük binalarından birisi.

At the bottom of the Copan there is a nice restaurant. I can’t remember the name but the food was delicious. We wait some to find a table there but it worth it.

Copan’ın hemen altında süper bir restoran var. Adını unuttuğum bu yerde yemek yemenizi tavsiye ederim. Menuden ne söylerseniz söyleyin harika bir yemek yersiniz. Tabi yemekle beraber içmeye de devam ediyoruz. Kombomuz bozulmasın diye bir olay uydurmuşlar devamlı içmeleri gerekiyormuş :)

Then we were walking on streets and entering to different bars for quick drinks. This is Dom Jose Gaspar. People were dancing in the rain and doing samba in the street. We joined them as well. Drinking and dancing under the rain was a memorable experience for Sao Paulo. Mark and Adam also bought these hats :)

Sonra sokakta yürüyerek birer içki için gördüğümüz barlara girip çıkmaya başladık. Sıra sıra giderken sokakta duyduğumuz samba müziğini takip ettik ve yağmurun altında dans edip içen bi grup insan bulduk. Küçük bir ekip sokakta kendi müziğini yapıyor ve insanlar da dans ediyordu. Biz de katıldık tabi. Yağmurda içip dans etmek güzeldi. Ben yine çiftetelli figürlerimi göstermekten geri kalmadım.

Somewhere in Dom Jose Gaspar.

Dom Jose Gaspar’da bir yer.

Ta daa! At the end of the night we found ourselves here in the Karaoke bar again. Mark loves it a lot. And he is good at it too. He rocked the place again. Even better than yesterday. But we started with a couple billiard game first.

Ta daaa! İşte gene Kareoke bardayız. Benim olayım değil ama Mark çok seviyor burayı. İyi de söylüyor kerata. Bu gece dünkünden de iyiydi. Baya patlattık ortamı hep birlikte. Ama önce bir kaç el bilardoyla başladık bu sefer.

After a lot of shots, drinking Cachasa and Cachasa Caipirinha I was dead drunk. Cachasa is the most popular distilled alcoholic beverage in Brazil. It is also known as aguardente (Portuguese for “burning water”), pinga, caninha and many other names. Cachaça, like rum, has two varieties: unaged (white) and aged (gold). White cachaça is usually bottled immediately after distillation and tends to be cheaper (some producers age it for up to 12 months in wooden barrels to achieve a smoother blend). It is often used to prepare caipirinha and other beverages in which cachaça is an ingredient. Dark cachaça, usually seen as the “premium” variety, is aged in wood barrels and is meant to be drunk straight (it is usually aged for up to 3 years though some “ultra premium” cachaças have been aged for up to 15 years). Its flavor is influenced by the type of wood the barrel is made from.

Burada bir sürü Cachasa ve Cachasa Caipirinha içtik. Ben inanılmaz sarhoş oldum. Nasıl oldu anlamadım ama bir anda baya yamuldum diyebilirim. Bizim çocuklar sünger gibi ne versen içiyorlar. Cachasa içerisinde çok alkol olan bir içki ama bol bol şeker ve meyve olduğu için meyvesuyu gibi gidiyor. Haliyle ben biraz hızlı gittim sanırım. Cachasa’lar da yıllandıkça değerleri ve tatları artan içkiler. Brezilya’nın rakısı diyebileceğimiz buraya özel bir içki. Şeker kamışının mayalanması sonucu elde edilen bir likör. Bu likör damıtıldıktan sonra şeker ve lime ile karıştırılıp, kırılmış buz ile servis ediliyor. Caipirinha adlı ekzotik kokteyl de yine onunla yapılıyor.

At the end of the night. Actually not for all of them. But for me. :) I wasn’t feeling so good after 2 days of nonsleeping drinking and decided to go back to my hotel. But these guys were about to keep going till Sunday morning. They went to a club. It was far and entrance wasn’t free. It’s like 60 reals but you can have free drinks cost to 60 reals once you get in. Since I had no more space to drink anything in my stomach I just gave up and return to bed. :) I think I missed some great moments back there but I had no much options. At least you can understand the mood of us when I was ending the night at right picture.

Gecenin sonu. Aslında sadece benim için. Bu adamlar Pazar sabahına kadar olaya devam etmekte kararlı. Ben bittim. O son Cachasa’yı içmemeliydim. Arkadaşlar buradan bir gece klübüne gidecekler. Mekan hem uzak hem de giriş paralı. Girişe ödediğiniz parayı içeride bedava içeceklerle dengeliyorsunuz ama benim bir şey içecek halim kalmadı. Muhtemelen çok büyük anlar kaçırdım ama çok seçeneğim yoktu. Ben ayrılırken ekibin son bir fotoğrafını çektim. İşte tipler bu haldeydi.