Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Ekim, 2012

Table mountain

Today is the day to climb “Table Mountain”. I am alone this time. I’m heading to where cable cars are. Even  from where I am, going to that place is a pain in the ass. I have to walk very high hills. But it’s ok. There is no much public transport in Cape Town. They are just starting to have usual bus lines. Since it’s a new thing you can’t go everywhere in city with busses. However taxi drivers are protesting the buses. They think they will lose customers and earn less money. That’s a bit weird when you compare with Istanbul. Actually horse car drivers also protested the first engine cars in Africa. They thought engine cars were dangerous and horses would be always better and safer way to travel.

Bugün “Table Mountain”a çıkma vakti. Yine bir hafta sonu, yine hava güzel ama bu sefer yalnızım. Evden çıkıp teleferiğin olduğu yere doğru yürümeye koyuluyorum. Zaten evden teleferiğin olduğu yere çıkmak bile büyük bir tırmanış gibi. Uzun ve dik yokuşları çıkarak sonunda teleferiğin olduğu bölgeye ulaşıyorum. Sağ fotoğrafta bir otobüs durağı görmektesiniz. Bunlar burada pek yeni. Cape Town toplu taşıma adına pek gelişmiş bir yer değil. Ne metro var ne de doğru düzgün otobüs. Otobüsler daha yeni faaliyete geçmiş. Haliyle henüz yaygınlaşmış bile değiller. Hatta Taksiler tarafından sürekli taşlanıyorlar. Taksiciler otobüslerin gelişiyle aç kalacaklarını düşünüyor. İstanbul’la kıyaslayınca garip tabi tüm bunlar. Diğer yandan eskiden de at arabası sürücüleri Afrika’ya gelen ilk motorlu araçlara aynı tepkiyi ve şiddeti göstermişler zamanında. Onları tehlikeli ve zararlı bulmuşlar.

Sometimes you may see these warning signs around. Cape Town is not very dangerous now. However it depends on the area and time. If you know which place can cause problems, you are mostly ok. By the way you shouldn’t leave anything valuable in your car. Some people just brake the window and steal whatever inside. I saw many cars with broken windows around. It’s a popular thing here. Another popular thing is alarm systems with movement sensors. When you activate it and if somebody enters your house, these sensors will be activated and call the nearest security team. There are some private security companies here for this protection. They must be much more than normal police force. Because I don’t see much police around but I see these security team members every corner. Another alternative way to protect your house is electric cables around your house. It’s also very popular here in Cape Town. I didn’t see any dangerous situation or nothing bad happened to me yet. Sometimes poor people are begging or asking for food but this is happening almost everywhere in this planet.

Cape Town’da bunlar gibi levhalar görmeniz mümkün. Bana sorarsanız Cape Town o kadar da tehlikeli bir yer değil. Bu daha çok nerede yaşadığınızla ilgili bir şey. Sonuçta her şehrin daha tehlikeli ve daha güvenli semtleri oluyor. Cape Town’da belki biraz ne zaman ve nerede olduğunuza özen göstermeniz gerekebiliyor. Tabi bir de nerede olursanız olun arabanızın içinde değerli bir eşya bırakmamalısınız. Yoksa geldiğinizde kırık bir camla ve boş bir arabayla karşılaşırsınız. Burada cam kırıp arabaların içindekileri çalmak o kadar yaygın ki geleli 2 hafta olmasına karşın bir çok kırık camlı araba gördüm etrafta. Ev koruması üstlenen özel şirketler var bir de burada. Bu şirketler evinize hareket algılayıcı sensörler yerleştiriyor ve siz evden çıkarken alarmı aktif hale getirince evinizde bir hareket algılanırsa gelip kontrol ediyorlar. Bu ekipler burada o kadar yaygın ki normal polisten daha çok onları görüyorum etrafta. Bir diğer yaygın koruma yöntemi ise elektrikli teller. Evin çevresini ören duvar ya da parmaklıklar, ne varsa üzerinden elektrik akımlı teller ve keskin bıçaklar geçiyor. Tüm bunları görünce insan “burada mutlaka bir şeyler dönüyordur” diyor tabi ama şimdilik benim gördüğüm bir şey olmadı. Burada yaşayanlar Cape Town’un aslında güvenli olduğunu ve bunların hep önlem amaçlı olduğunu söylüyorlar. Muhtemelen beni yiyorlar ama neyse.

Today is a dangerous day to go “Table Mountain” That’s good news, I’m always in for dangerous things. By the way Cape Town has a lot of drift friendly roads.

Bugün Table Mountain’a çıkmak için tehlikeli bir günmüş. Bu güzel haber. Bu arada Cape Town’da yollar tam driftlik.

To go up, you pay for cable car around 250 rand. Here is a poster telling about history of the cable car here.

Table Mountain’a teleferikle çıkmanın bedeli 250 rand (yaklaşık 50 Lira). Sağda teleferiğin buradaki tarihini anlatan bir poster görüyorsunuz.

The right picture is the area where cable car center is located at.

Sağ fotoğraf teleferik merkezinin olduğu alan.

People whoever said I’m crazy. Look at those guys. They climb to “Table Mountain” without using cable car. No paying 250 rand. Full of adventure and adrenaline. That’s what I respect. Good work guys, go for it.

Bana çılgın diyenler, bu adamlar ne o zaman?

First scene from the top.

Yukarıdan ilk görüntü. Manzara şahane.

Yes you can see all the city from up here.

Buradan tüm şehri görmek mümkün.

I also created a panoramic picture for you here as well. Enjoy the view of Cape Town. If you want high resolution of this feel free to contact with me.

Burada da bir panorama yapmak şarttı tabi. Yüksek çözünürlükte isteyen bana mail atmaktan çekinmesin.

This mountain is 6 times older than Himalayas. Respect.

“Table Mountain” Himalayalar’dan 6 kat daha yaşlı bir dağ. Bunu düşününce insan buraya daha bir saygı duyuyor.

Top of the mountain generally looks like this, flat and easy to walk on it.

Dağın tepesi genellikle bu şekilde bir yapıya sahip. Düz ve yürümesi kolay.

There is also a small market at the top where you can buy souvenirs and stuff like that.

Bu kadar yüksekten hediyelik eşyalar ya da hatıra için küçük malzemeler alabilirsiniz. Abiler dükkanı kurmuş.

A typical beach scene from Cape Town. God I’m gonna miss this place.

Cape Town’dan alışıldık bir sahil görüntüsü. Burayı özleyeceğime şimdiden eminim.

I had new African friends at the top. 1000 meters above from sea level.

Bin metre yukarıda Afrikalı yeni arkadaşlarımla.

I didn’t think even a second after I saw this sign. I jumped there right away.

Bu tabelayı görünce 2 saniye bile tereddüt etmeden hemen daldım o yola.

These are cables of cable car. Yes they look safe. No accidents at all.

Teleferiğin telleri. Gayet güvenli görünüyorlar. Bugüne kadar bir kaza yaşanmamış.

When I was returning to cable car to go back down, I saw this photo machine for free. It takes your photo and uploads it to internet then you download it from website. How nice.

İniş için dönerken bu makineyi gördüm. Bedava fotoğrafınızı çekip internet adresine yüklüyor. Siz daha sonra gidip oradan indirebiliyorsunuz. Güzel olmuş.

Lion’s head

It was a sunny wednesday morning in Cape Town. We planned for this almost one week ago and this was the right day. Sun was there, no clouds, blue sky, not much wind. We all woke up at 06:00 am to meet and climb to the top of the mountain: “Lion’s head”

Cape Town’da güneşli bir sabah Çarşamba günü, ajanstaki çocuklarla 1 haftadır planladığımız şeyi yapmak için hepimiz sabah 6’da uyandık. Büyük gün bugündü. “Lion’s head” adlı dağa yürüyerek tırmanacaktık. Hem de en üst noktasına kadar. Hava sıcaktı, ufukta yağmur belirtisi yoktu ve rüzgar azdı. Yola koyulduk.

I bet climbing here is as delighting as looking down the view from the top. Difficulty of landscape is just perfectly balanced, you don’t get deadly tired because of the hardness or you don’t get bored because of the easyness. It’s just so nice to climb here. Every corner you turn, every rock you step on, gives you another surprising nice view or beautiful things to look at.

Muhtemelen buraya tırmanmak, manzarayı en tepesinden izlemek kadar keyif vericiydi. Dağın tepesine uzanan patikaların her biri o kadar tatlı bir zorluk sunuyordu ki insana, tırmandıkça tırmanası geliyordu insanın. Geçilen her kayalık, her engebe bir başka güzel manzara sunuyordu gözler önüne. 

I got tired though because we were climbing non-stop since we had to do this quickly and return to the agency to work. I was also taking pictures and videos at the same time. It took around 50 minutes to climb to the top.

Böyle söylesem de yorulduğumu itiraf etmeliyim, çünkü aralıksız hiç mola vermeden tırmanıyorduk. Bir an önce ajansa, işlerin başına dönmeliydik. Yapılacak çok şey vardı. Bense hem tırmanıyor hem video ve fotoğraf çekiyordum.

I had a quick stop just to create a panoramic picture here while climbing.

Tırmanışa devam ederken bir kaç saniyeliğine de olsa durup bir panaromik fotoğraf çekmek istedim.

Welcome to the top of Lion’s head. Standing there was not a good idea I admit it.

Lion’s head’in en yüksek noktasına hoş geldiniz. Kabul ediyorum, orada böylece durmak pek akıllıca bir iş değildi.

The view is spectacular. Just amazing. I don’t know how to describe all these beautiful places. There are so many of them and I don’t know which one is better. I just love Cape Town.

Manzara gerçekten nefes kesici güzellikte. Gerçekten artık ne yazacağımı bilemiyorum, kelime seçemez oldum çünkü daha önce gördüğüm yerlere dediklerimi demek istemiyorum. Aynı şeyleri yazacakken buluyorum kendimi. Cape Town’da o kadar çok sayıda doğa harikası yer var ki hepsine bütün güzel sözleri harcadım. Artık ne demeliyim bilmiyorum. Sadece Cape Town’u seviyorum. Burası güzel bir yer. Bunu bilin yeter.

Team just enjoys the view of Lion’s head and resting before we go down.

Ekip aşağı iniş öncesi dinlenirken Lion’s head’in manzarasının tadını çıkarıyor.

Climbing to the top of Lion’s head: Done! One more check for the to-do list. I don’t have any list but it’s ok :) I stopped living with lists long time ago.

Buraya tırmanarak listeye bir çek daha atmış oldum. Gerçi bir listem yok ya neyse. Sonuç olarak hayatta bunu da yapmış olmaktan mutluyum.

I set the tripod for a group picture just before going down.  However I didn’t know Jacques was doing such a thing :)

Tekrar yola çıkmadan önce tripodu kurdum ki bir grup fotoğrafımız olsun. Tabi hayalimdeki bu değildi ama olsun. :)

Going down was much funnier than climbing up as you can imagine. It was full of jumpings and landings one after another. Good fun!

Aşağı iniş yukarı çıkıştan çok daha zahmetsiz olduğu gibi daha da eğlenceli bol bol zıplayış ve iniş dolu. Eğlenceli, tabi yere kapaklanmazsanız.

I set my head cam to take pictures automaticly after every 50 seconds. Here are some of the pictures it captured when I was going down.

 Aşağı inerken aksiyon kameramı kafama geçirdim ve 50 saniyede bir fotoğraf çekmesi için ayarladım. İşte yakaladığı görüntülerden bazıları.

Yeah we went down after all, went back to the agency and kept working. It was a good morning sport for all of us. And at the right you see me and “Table Mountain” behind me. Tomorrow I’m gonna be there! Higher, bigger maybe colder…

Sonuç olarak aşağı indik, ajansımıza gittik, işlerimize devam ettik. Ama hepimiz için iyi bir sabah sporu oldu bu tırmanış olayı. Gene de olaylar devam edecek. Sağ fotoğrafta beni arkamda “Table Mountain”ı görüyorsunuz. Yeni hedef orası. Daha yüksek, daha büyük ve belki de daha soğuk…

The beach time

After visiting cheetahs and tasting wines now we are heading to a beach. But this one is special. Michel’s favorite place in whole Cape Town. He feels uncomfortable when he can’t visit this place once in a week. We keep going through that small path covered with greens.

Çitalar ve şarap tadımından sonra bir pazar gününü sahilde güneşin batışını izleyerek bitirmekten daha güzel ne olabilir? Şimdi Michel’in favorisi olan bir yere gidiyoruz, öyle ki burayı ziyaret etmediği zamanlarda rahatsızlık duyup kendini suçlu hissedecek kadar çok seviyor burayı.

Shark signs everywhere. All telling you what to do and things like that. Sharks are big problem in Cape Town. Every year some people die because of shark attacks here.

Arabayı park ediyoruz. Etraf köpek balığı tabelalarıyla dolu. Ne yapmalısınız, nasıl önlem alabilirsiniz hep bunlar anlatılıyor. Cape Town’da köpek balığı ciddi bir sorun. Her yıl mutlaka bir miktar ölüm vakıasıyla karşılaşılıyor.

After we go down from small path we are in the middle of a place where no humanbeing is around. Just pure nature. We keep going jumping from the rocks and the sound of ocean is so amazing, waves, the sand. Everything here is just perfection of nature.

Kayalıklı taşlı bir ortam karşılıyor bizi o yeşillikli patikayı geçince. Kayaları da aşınca sahile ulaşıyoruz. Burada kum o kadar yumuşak ve ince ki, tüm o dalga sesleri, güneşin batışı ve dağ manzarasıyla birleşince tarif edilmez bir mekan ortaya çıkıyor. Kimselerin olmadığı sadece saf doğal güzelliklerin şov yaptığı bir yer.

Then I clearly understand why Michel loves this place that much.

Michel’in burayı neden çok sevdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

This place is like a secret corner where nobody knows about it. There is noone around and that’s why it’s so special.

Burası dünyanın geri kalanının haberdar olmadığı gizli bir sığınak, saklı bir cennet parçası gibi geldi bana. Etrafta bir insan bile yok ve burayı bu kadar özel kılan en büyük şey de bence bu.

We keep walking and discovering some big caves around.

Etrafta yürümeye devam ettikçe farklı güzellikler keşfediyoruz. Tıpkı bu dev mağara gibi.

I try to climb some of the giant rocks just for fun and jumping to soft sands.

 Dev kayalara tırmanmayı deniyorum maksat eğlence olsun. Sonra da oradan kendimi yumuşak kumlara bırakıyorum.

Walking on the beach and corridors full of rocks are making me very happy and calm. If you leave me there, I would never want to move anywhere out. I wish I had a way to live there.

Sahilde yürümek ve dev kayalıkların oluşturduğu koridorlardan geçmek insana büyük bir mutluluk ve huzur veriyor. Beni orada bıraksalar inanın hiç bir yere ayrılmam ve orada aylarca yaşarım. Keşke bunu yapmanın bir yolu olsa.

I do my yoga session with all the peace of natural wave sounds and just look at the sea for long time.

Ayrılmadan önce kısa bir yoga seansı yapıyorum ve uzunca denizi izliyorum.

Just before we leave and climb back up Michel stops and turns back to have one more look at this amazing place for some minutes.

Ayrılmadan hemen önce Michel son bir kez durup manzaraya bakıyor ve muhtemelen aklından buraya bir daha ne zaman gelebileceğini planlıyor.

Nice waves to catch everywhere around Cape Town. That feature makes this place a popular spot for surfers.

 Cape Town’da her zaman yakalanmayı bekleyen dalgalar vardır, işte bu yüzden burası her daim sörfçülerin ilgi duyduğu popüler mekanlardan biri olmuştur.

And the sun goes down.

Güneşin batışı Cape Town’da ayrı güzel.

Look at where these houses are looking at. Michel told me these houses are available for short term renting. It could be awesome for a honeymoon project :)

Evlerin bulunduğu yer insanı hayrete düşürüyor. Bu evlerden bazılarını balayı için kiralayabiliyormuşuz. İşte bu  güzel haber. 

Wine tasting

After visiting Cheetah camp we moved to Spier wine farm. Wine is something very important for Cape Town. Wine is a very important part of dinners. People buy wines and visit each other. There are wine farms everywhere here. So this is one of the well known ones. We were about to have a wine tasting session but first we had to eat something. So we decided to buy a big beef sandwich and some coffee.

Çita kampından sonra Michel beni bir şarap çiftliğine getiriyor. Cape Town şarabıyla ünlü bir yer. Burada akşam yemeklerinin vazgeçilmezi genelde şarap oluyor. Bizdeki rakı neyse burada da şarap öyle. Akşam oturmaları, ziyaretler, muhabbetler hep şarapla yapılıyor. Spier adlı şarap çiftliği buranın bilinenlerinden birisi. Biz de şaraplarını tadacağız ama önce karnımızı doyurmamız gerek. İrice biftekli bir sandviç ve yanına da kahve alıyoruz.

I loved the packings they have. Creative block is a series of wine. Interesting name for a wine.

Ambalaj tasarımları güzel kotarılmış. “Creative block” bir şarap için ilginç bir isim.

We ate our sandwiches on a table just next to a beautiful lake. At right you see another nice packaging for an Olive Oil.

Gölün hemen kenarında bulduğumuz bu bankta sandviçleri götürüp sohbete devam ediyoruz. Sağda gördüğünüz ise beğendiğim bir başka ambalaj tasarımı. Zeytinyağı…

Then we hang around at garden a while. This place is looking so peaceful with all the greens and huge lake.

Yemekten sonra etrafta kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Burası tüm geniş yeşillikleri ve gölüyle huzur veren bir yer. Az sonra Cape Town’un en iyi şaraplarını tadacak olmanın heyecanıyla yürüyüşü bitiriyoruz.

Welcome to the wine house. This is the place where we gonna taste some of the best wines of Cape Town.

Şarap evine hoş geldiniz. Şarapları tadacağımız yer burası.

I liked these two things the most here. 1) The great white stone wall with lots of mixed paintings. Looks amazing! I want to do the same for my house with my future wife. Just buy a hundred 20×20 cm canvases, share them with your loved one 50/50. Make your art day by day. Keep the all. Frame them all. Put them to the wall randomly and done! 2) This huge luster made of wine bottles. Looks great. You need a quite huge place though.

Şaraplardan önce burada bayıldığım iki şey oldu. 1) Solda gördüğünüz büyük beyaz taş duvara asılmış tüm o resimler. Harika görünüyorlar. Aynısını ilerde eşimle yapmak isterim. Sadece 100 tane 20×20 tuval alacağız. Bunları 50-50 paylaşacağız, zamanla yaptığımız resimleri biriktireceğiz. Tüm tuvaller bitince hepsini çerçeveletip duvara yan yana asacağız. Duvar delik deşik olacak tabi. Olsun. Buna değer. 2) şarap şişelerinden yapılmış olan dev avize. Bunun için çok büyük bir alan lazım tabi. Epey yüksek bir tavan gerek. Normal ev işi değil.

Here we go. We have different options with different prices.

Tadıma başlıyoruz. Şarapları yıllanma sürelerine göre sırayla tattık. Beyaz şarap aşığı biri olmamama rağmen burada tattığımı pek sevdim. Tadım seçenekleri fiyatlara göre değişiyor. 

I liked this wine farm a lot. But it’s still early to end the day. Let’s rock’n roll to another place! A huge Sunday is waiting for us!

Spier güzel bir yer ama günü bitirmek için daha çok erken. Sırada başka mekanlar var. Koca bir pazar günü bizi bekliyor.

Cheetah whisperer

Sunday morning I met with Michel and his girlfriend Saskia to have an amazing new day. We started from a Cheetah park. I don’t know how to call it though. It’s not like a zoo. It’s a kind of rehab place for wild animals who needs to be taken care of. They use the incoming money from visitors to take care of these big dogs for protecting villages.

Pazar sabahı Michel ve sevgilisi Saskia ile buluşuyoruz. Planımız yine muhteşem bir güne imza atmak. İşe bir çita kampını ziyaret ederek başlıyoruz. Buraya ne demek gerek bilmiyorum. Hayvanat bahçesi desem değil, barınak desem tam o da değil. Burası yardıma muhtaç vahşi hayvanları iyileştiren ve onlara bakan, soylarının devam etmesi için onların üremesini sağlayan bir yer. Kafesine girip ziyaret etmenize izin verilen tek hayvanlar ise çitalar. Bu ziyaretçilerden gelen gelirle Afrika’da bulunan köylerin korunmasında yardımcı olan bu dev çoban köpekleri yetiştiriliyor.

This was one of the biggest Cheetah there. There was one more bigger but since it has an infection they don’t let people to enter it’s cage. This one is pretty huge too. Cheetahs are the sexiest cat in the world if you ask me. They are the fastest too. They can run in 120 km and they can reach 100km in 3 seconds. Basically they can beat a Ferrari quite easily.

Mekanda bulunan en büyük çita bu değildi. Bundan daha büyüğü de varmış ama enfeksiyon kaptığı için karantinaya alınmış. Bu hayvanlar bana sorarsanız kedi ırkının en seksi üyeleri. Ayrıca en hızlıları da. 120 km hızla koşabilen bu dev kedicikler aynı zamanda 0′dan 100 km’ye 3 saniyede çıkabiliyorlar. Bir Ferrari’yi ışıklarda kolayca rezil edebilirler. :)

However they don’t run if they don’t really need to. It causes too much energy wasting for them. Actually they are pretty lazy though. They sleep 18 hours every day. Right picture is another cat friend. It’s Michel’s.

Gerçekten ihtiyaçları olmadıkça çitalar asla koşmuyor. Bu onlar için ciddi bir enerji kaybı demek. Hatta genelde oldukça tembel olduklarını söyleyebiliriz. Günde 18 saat uyuyorlar. Sağda ise bir başka kedi dostumuz var. Michel’in kedisi.

Fill in the blanks

Fill in the blanks and start working on it…

Boşluğu doldurun ve çalışmaya başlayın…

Crocs Summer Regatta 2012 poster

You know Crocs. The weird looking comfortable shoes. They are in Regatta with two boats and very proud of that. So they asked for a poster to announce this event. Here is what they did last year at the top. And here is what I did for them this year.

Crocs’u biliyorsunuzdur. Şu garip görünümlü ama süper rahat olduğu söylenen ilginç ayakkabılar. İşte bu marka burada düzenlenen yelkenli yarışlarına katılıyor. 2 tane de tekneleri var. Bununla hayli gururlanan bu Crocs’cu kardeşlerimiz bizden etkinliği duyurmak için bir poster hazırlamamızı istedi. Posterde yer alması gereken bilgileri göstermek için de bize geçen sene yaptıkları bir işi gönderdiler. İşte o iş yukarıda, benim bu sene için hazırladığım ise aşağıda.

Giant saturday

A brand new day I opened my eyes in Africa. A huge sunny saturday is beginning. My friends Jacques and his girl friend Tony is about to pick me up from house. I sticked some Designer on the road cards on the street when i was waiting for them.

Güzel bir Cumartesi sabahı gözlerimi Afrika’daki yeni odamda açıyorum. Jacques ve kız arkadaşı Tony (evet Tony bir kız) beni evden alacaklar. Onları beklerken sokak direklerine bir kaç Designer on the road kartı yapıştırıyorum.

These old looking colorful shops just took my eyes on the road. Cape Town has its own spirit. Old and new all mixed with each other.

Yolda dikkatimi çeken bu renkli eski dükkanlar hoşuma gitti. Cape Town kendine has bir havaya sahip. Eski ile yeni iç içe.

The Old Biscuit Mill. This is our first stop.

İlk durağımız The Old Biscuit Mill.

There is a bazaar here every saturday. Lots of interesting stuff to check out.

Her Cumartesi burada bir pazar kuruluyor. Bi ton ilgi çekici şey var.

First we wanted to have a coffee to wake up. “Espresso Lab” is a nice coffee shop. They produce their own coffee here and sell it. I love the whole concept. Especially the packagings. African coffee will make your eyes open even if you had no sleep at all.

Burada bulunan “Espresso Lab” bir kahve dükkanı. Kendi kahvelerini üretip satıyorlar. Tipografik kısaltmalarla yarattıkları ürün skalasına ve ambalaj tasarımlarına bayıldım. Afrika kahvesi güne başlamak için iyi bir tercih.

Olds and news, just like I said. Loved the restoration of this caravan.

Dar sokaklarda çamaşırlar ve restore edilmiş güzel bir karavan.

Food bazaar! Amazing place to taste hundreds of interesting foods from all around the world. Asian, African, European. Every thing you can imagine. It’s here and fresh.

Yemek pazarı! Yüzlerce farklı mutfağı barındıran bu mekanda hiç tatmadığınız yiyeceklerin içinde kendinizi kaybediyorsunuz. Asya, Afrika ve Avrupa mutfağı… Ne ararsanız hepsi burada ve taptaze.

The place is huge. Prices are nice. Sometimes they let you to try things for free.

Mekan baya büyük. Bazen satıcılar yiyeceklerinden tattırıyor zaten her şeyden şöyle bir tadınca buradan doyarak çıkıyorsunuz.

It looks like a food competiton. Everybody is cooking in their small counter.

Herkes bir yarış içinde gibi telaşla kendi tezgahında yemek pişiriyor.

Nice flavors of different foods everywhere. Smells nice. The smell keeps changing while you’re walking.

 Yürüdükçe pişen yemeklerin kokuları değişiyor. Buraya aç giderseniz başınız dönebilir. Yarı aç gitmek en temizi. Bazen çok sıra beklenebiliyor. Bazı tezgahlar pek popüler.

They made tables from old doors. Good idea.

Eski kapıları masa haline getirmişler. Süper fikir.

Mushroom kebab. I had one of these. Delicious.

Mantar kebabı pişiriyorlardı mangalda. Kaçırır mıyım? Harikalıydı.

This is the world’s most delicious bread. I can’t tell you how amazing it was. What you see in the right picture is one of the best cheeses I tasted in my whole life. Just perfect.

Bu fotoğrafta dünyanın en lezzetli ekmeği ve peynirini görüyorsunuz. Tarif edilemez bir tat. Denemek gerek. Kusursuz. Hayatımda yediğim en güzel peynir ve ekmek. Aman canım ekmek deyip geçmeyin. Gerçekten çok iyiydi. Zaten baya ün salmışlar.

“Hearthworks” is a souvenir place. There are lots of things for lovers inside. At right you see me having breakfast in the middle of bazaar.

“Hearthworks” tahmin edebileceğiniz gibi eşler için hediyelik eşyalar satan bir yer. Kahvaltımı saman topunun üzerinde yapıyorum.

Not only food and souvenirs here. There are lots of clothes as well.

Sadece yemek ve hediyelikten ibaret değil tabi kılık kıyafet kısmı da ilgi çekici.

You know you are in love when you don’t want to fall asleep because reality is finally better than your dreams.

 İyi laf bu laf.

Lots of design items in this shop. Extremely expensive though.

 Burada bir ton tasarım ürün var. Zevkli şeyler ama fiyatlar uçuktu.

This is a print shop. You come here with what ever you designed and painted then they can print it for you on any surface and any size you may want. They have really huge canvasses which looking pretty nice. I also liked the huge door there. Really nice decoration.

Burası da bir dijital baskı merkezi. Ne tasarladıysanız yada çizdiyseniz buraya getiriyorsunuz, abiler size inanılmaz boyutlarda istediğiniz malzemeye bunu basıyorlar. Özellikle devasa tuvallere yaptıkları baskılar çok etkileyici. İçeride duran o dev kapıyı da ayrıca sevdim.

Jacques is a 2 meter guy. First time in my life I look up to talk with somebody.

Jacques in 2 metreyi aşan boyu yüzünden hayatımda ilk kez biriyle konuşurken yukarı bakmam gerekiyor.

This shop at right looks very African to me. That Wine mill thing at left looks pretty European though. There are 100 meters each other. This is what I was telling about Cape Town. Different styles.

Soldaki şarap evi pek bir Avrupa işi. Sağdaki dükkan ise resmen Afrika kokuyor.  Aralarında 100 metre ya var ya yok. Cape Town ile ilgili bahsettiğim şey bu işte. Farklı tarzların iç içe oluşu.

This is a frame shop. They create old looking rusty frames by wood. Looks awesome. I would like to fill a huge white wall with these things. Super cool.

Burası da tahtadan eski görünümlü çerçeveler yapan bir dükkan. Yüzlerçe çerçeve içinde kendinizi kaybediyorsunuz. Hepsi çok güzel. Bunlardan onlarca alıp büyük beyaz bir duvarı doldurmak isterdim.

Jacques and Tony just bought a new house and they are working on renovation and decorating it. Tony is mad with these frames. Just like I imagined they already started to fill a wall with them. Every month they get 1 new frame for the wall.

Jacgues ve Tony daha yeni bir ev sahibi olmuşlar. Hatta halen banka kredisi ödüyorlar bir yandan da evin renove edilmesi ve dekorasyon işleri var. Aynen benim hayal ettiğim gibi bu çerçevelerle bir duvar örmeye başlamışlar bile. Her ay 1 yeni çerçeve duvardaki yerini alıyor.

They also do other interesting furnitures as well.

Aynı tarzı koruyarak başka mobilyalar da yapmaya başlamışlar.

Here we are in Jacques’s house. This green wall is the place where they are trying to fill with frames. Just 5 for now.

Jacques’in evindeyiz. Bu yeşil duvar çerçevelerle doldurmak istedikleri alan. Şimdilik sadece 5 tane var.

There are notes, color schemes and pictures on the walls full with ideas for the house decoration. It’s gonna be great for sure.

Duvarlar renk paletleri, fikirler ve fotoğraflarla dolu. Dekorasyon bitince canavar olacak bu ev.

Out of the house again. Going somewhere else. I’m still thinking about the frames.

Evden çıkıyor bir başka yere gidiyoruz. Aklımda hala o çerçeveler var. İleride alınır mı? Nasıl taşınır falan. Olacak iş değil.

This is Cape Town University. How huge and nice looking place to study. The building I studied was something like a hospital comparing to this one.

 Cape Town üniversitesine hoş geldiniz. Okumak için harika bir ortam değil mi? Benim okulum bunun yanında hastane gibi kalıyor.

That huge grass for rugby. It’s very popular in South Africa.

Bu geniş çim alan rugby için. Burada popüler bir spor.

Nice view of Cape Town just from the entrance of school.

Okulun girişinden ince Cape Town manzarası 

Garden goes on left and right. Would like to walk all however there are many places to go and do in this city. So we move back to head some other new places.

Bahçe ikiye ayrılıp sağdan ve soldan devam ediyor. Huzur dolu bir görüntüsü var. Her yeri dolaşıp yürümek istiyor insan. Ama vakit yok. Cumartesimi burada öldürecek değilim. Hemen başka yerlere gitmeli.

That’s right folks.

Şaka maka yoldayız.

We decided to move a must see place in Cape Town. Guess where? Boulders beach! It will take around 45 minutes to go there. Amazing view on the mountain roads.

Cape Town’da görülmesi gereken bir yere gidiyoruz şimdi. Boulders sahili! Yolculuk 45 dakika falan sürecek. Yol boyunca dağ yollarında süper manzaralar eşliğinde ilerliyoruz.

 

Over saturated shops. :) Tony recognises two whales next to beach on the road. We stop the car for a while to check them out. They don’t show themselfs much but making weird noises sometimes. This area is a known route for whales. And people who lives here are always complaning about the whale sounds. Sounds stupid ha?

Bazı dükkanlar inanılmaz renkli. Aynı canlı renkler Afrika’nın yerel kıyafetlerinde ve takılarında da mevcut. Kültürel bir durum olsa gerek. Yola devam ederken Tony deniz kenarına çok yakın yüzen 2 balina görüyor. Arabayı çekip iniyoruz. Bu dev yaratıklar kendilerini pek göstermeseler de ilginç sesler çıkarıp arada kuyruk atıyorlar. Meğer balinalar bu sahili çok kullanırlarmış. Bu civarda yaşayan insanlarsa bundan pek mutlu değil. Balina sesinden rahatsız oluyorlarmış. Bana baya aptalca geldi.

 

This is a old Golf. Probably the most popular car in South Africa. Because they keep producing it here for 25 years. Just like our Tofas cars in Turkey. They’ve just stopped the production last year. It’s also very easy to break into this car. So some owners have satalite tracking system to avoid a theft.

Bu eski Golf’ler burada en çok göreceğiniz araba. Nedeni basit. Ucuzlar. Çünkü bu arabalar Güney Afrika’da 25 yıl boyunca üretilmeye devam etmiş. Daha geçen sene üretimi durdurup Polo üretmeye başlamışlar. Çalınması da çok kolay bir araba olduğu için bazı kullanıcılar fotoğrafta gördüğünüz gibi uydu takip sistemine sahipler. Böylece araçları çalınsa bile izini sürebiliyorlar.

Here we reach Simon’s Town. This place is famous with nice beaches and victorian buildings, quaint streets and walkways and a fascinating history.

Sonunda Simon’s Town’a varıyoruz. Burası güzel sahilleri ve Viktorya dönemine ait evleriyle ünlü güzel bir kasaba.

Jubilee Square is a nice place if you want to buy some handmade souvenirs and relax with good view.

Jubilee Square, Simon’s Town’da bulunan el yapımı hediyelik eşyalar alabileceğiniz hem de güzel deniz manzarasıyla rahatlayabileceğiz bir mekan. Tavsiye ediyor muyum? Ettim gitti!

Finally at Boulders Beach. This is the place where you can see and even walk freely with South African Penguins also known as Jackass penguins.

Dıdım dıdım, sonunda Boulders Beach’teyiz. Burası Jackass adıyla da bilinen Güney Afrika Penguenlerini görebileceğiniz hatta görmekle kalmayıp onlarla özgürce yürüyüp vakit geçirebileceğiniz harika bir yer.

This logo is not a sexy underwear it’a deer.

Bu ikonu başta seksi bir iç çamaşırı olarak görüyordum sonra bir baktım ki geyikmiş.

After the green road you saw in previous image you directly find yourself here in the middle of a beautiful beach.

Önceki fotoğraftaki yeşillikli yolu takip edince aniden böyle cennet gibi bir yere çıkıyorsunuz.

And this nude dude knows how to party. :)

Ve bu çocuk nasıl eğlenileceğini iyi biliyor. :)

We don’t spend much time here and keep walking. Then some huge rocks blocks the beach. We start to climb to reach other side of the beach. Because that’s the place where we can be all alone with South African Penguins.

Burada çok vakit geçirmiyor ve yürümeye devam ediyoruz. Derken dev kayalar önümüzü kesiyor. Bizde durmuyoruz tabi tırmanıyoruz karşıya geçmek için. Çünkü orası Güney Afrika penguenleriyle baş başa kalabileceğimiz tek yer.

While we were walking next to rocks suddenly our new small friends appear one by one.

Kayalıkların arasından yürürken çok geçmeden küçük dostlarımızla karşılaşıyoruz.

We see some baby penguins under the rocks.

Kayalıkların altında saklanan yavru penguenler görüyoruz ara ara.

I sit on the rocks and watch this funny looking interesting creatures. They are so cute to watch. I tried to get close sometimes. They are okey till 1 meter. Then they start to escape from you if you keep coming. By the way they are extremely fast in the water.

Kayalıklara oturup gelen geçen penguenleri keyifle izliyorum. Bir kaç kez yaklaşmayı denesem de son iki adım kala korkup kaçmaya başlıyorlar. Gene de onlara bu kadar yakından bakabilmek çok güzel bir duygu. Bu arada suda inanılmaz hızlılar.

This place is like a heaven. I didn’t felt this much of peace since I was sitting an edge to cliff in Bali and watching giant waves smashing to mountains.

Burası resmen cennetten bir parça gibi. Bali’de uçurum kenarına oturup dev dalgaların dağları dövüşünü izlediğimden beri bu kadar huzur dolmamıştı içim. Su, penguenler, kayalıklar, gökyüzü, güneş, her şey muhteşem görünüyor. Kimselerin olmayışı ve o sessizlik ise ortama benzersiz bir cazibe katıyor.

Ok, time to fly to other side of Boulders beach where most of the penguins hang around. I just took a last photo from here and here it is. Just like a postcard. Amazing.

Uçma vakti. Şimdi Boulders Beach’in diğer kısmına gidiyoruz. Aslında Penguenlerin çoğu orada takılıyor ama onları görmek isteyen herkes de oraya gittiği için orada hayvanlara bu kadar yaklaşamıyorsunuz. Çitlerle hayvanlara yaklaşmanız önlenmiş.

It wasn’t easy to get in this place now it’s harder to get out bacause of rising waters.

Buraya gelmek kolay olmamıştı belki ama yükselen deniz yüzünden çıkmak daha da zor oldu.

This is sign where you can’t see in my country.

Türkiye’de göremeyeceğiniz bir tabela.

Here is the famous Boulders beach. Full of penguins.

İşte o ünlü mekan. Her yer penguen dolu.

Just gorgeous.

Muhteşem.

Back to town. Tokai sign seen on the road

Çakar çakmaz çakar çakmak.

Caution. P head molotof guy can appear.

Dikkat molotofçu çıkabilir.

We are back in town. There are many huge graffitis in Cape Town. Street Art is an important part of this place. Now we will watch a rugby derby between South Africa and New Zealand.

Şehre dönüyoruz. Bunun gibi pek çok grafiti var. Cape Town’da sokak sanatı buranın önemli bir parçası. Şimdi önemli bir rugby derbisi izleyeceğiz. Yeni Zelanda Güney Afrika’ya karşı.

All the bars are already full. Everybody in Cape Town watching this important match. New Zealand is the best Rugby team in the world. And South Africa is the second best one. So this match is really important for South Africans. As you see on the screen it started very well for South Africa. Score was 10- 5 when i took this picture and South Africa was winning. However things changed a lot and we lost it. But it was very good to watch. Much more entertaining then football if you ask me. Lots of stuff going on so there is a lot to look at.

Tüm barlar çoktan dolmuş tüm Cape Town bu maçı bekliyor. Yeni Zelanda dünyanın en iyi Rugby takımı olarak biliniyor. Güney Afrika ise ikici sırada. Bu yüzden bu maç çok önemli bir derbi. Ekranda da gördüğünüz gibi her şey süper başlıyor. Maçın başlarında Güney Afrika 10 – 5 önde gidiyor. Lakin işler kısa zamanda tersine dönüyor ve maçı kaybediyoruz. Yine de izlerken çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Futboldan çok daha eğlenceli ve hızlı bir oyun.

After the rugby match we head to a friend’s house of Jacques. Keep having good times there as well. Then we move out and go to long street again. What a big saturday it was. Will never forget this day all my life. Too many good memorable moments in one day.

Maçtan sonra Jacques’in bir arkadaşının evine gidiyoruz. Güzel bir ev partisinin ardından benimde dahil olduğum bir grup olarak Long street’e gidiyoruz. Uf ne Cumartesi ama. Her hafta sonu böyle verimli geçse biterim ben biterim. Olacak iş değil.

I’m in TEDx 2013!

I will be on the same stage with super famous and successful people in TEDx İzmir. See you there 14 June 2013.

TEDx’de muhteşem bir sunum yapacağım. 14 Haziran 2013′de İzmir’de buluşuyoruz. :)

Friday is the raki day

Friday is the raki day. All the crew of “Now Boarding” were waiting for this. Result? Nothing surprising for me. Some of them love it some of them hate it. :) They also said it tasted like Sanbuka. Kind of traditional African drink. Wanna taste for sure.

Ajansa getirdiğim rakı şişesinin açılması için ekip tüm hafta cumayı iple çekmişti. İşte size o günden görüntüler. Sonuçsa sürpriz olmadı. Her zamanki gibi sevenler çok sevdi beğenmeyenler ise nefret etti. Dediklerine göre Afrika’nın yerel içkisi olan Sanbuka’ya benziyormuş tadı. Bakalım Sanbuka nasıl bir şeymiş, yakında görürüz.

We were actually planning for a brainstorm for re-designing the website of Now Boarding. How ever Jacques wanted to do it while drinking. That’s why part started earlier than we expected.

Aslında planımız arkadaşlarla işleri bitirip kızları da ajansa çağırarak bir çeşit küçük parti düzenlemekti. Now Boarding’in sitesini yenilemekle ilgili yapacağımız beyin fırtınasını Jacques içerek yapmak isteyince parti biraz erken başlamış oldu.

Meeting table. Time is very early to launch a happy hour thing. :)

Toplantı masası. Saat 3. Happy hour için biraz erken.

Other friends appeared one by one. They also brought some other drinks as well. It’s gonna be a long night that’s for sure.

Yavaş yavaş ortam kalabalıklaşıyor. Her gelenin elinde başka bir şişeyle içeri girmesi gecenin uzun olacağını işaret ediyor.

When we gave up drinking in the agency time was showing 22:00 pm. Then we called a taxi and moved to Long street. This place is a long street where lots of bars and clubs located next to each other. There are some other streets like this one in Cape Town.

Saat gece 10’a kadar ajansta yeterince sarhoş olunup Long street’e çıkıldı. Burası Cape Town’un barlar ve gece kulüpleriyle dolu olan bir caddesi. Gerçi bunlardan Cape Town’da birkaç tane var.

First stop in Long street is a nice bar where you can find giant juicy nice burgers with South African beers. Ostrich meat is very popular here in Cape town. South African beer was like a polish for my stomach after out long raki session.

Long street’de ilk durağımız harika burgerleri olan bir bar. Burada biralar eşliğinde efsane burgerler hüpletiliyor. Rakıdan sonra cilayı’da Güney Afrika birasıyla yapmış oluyoruz. Bu arada Cape Town’da çok yaygın olan bir diğer şey de devekuşu eti. Denedim gayet de güzel. Özellikle burgerinizi devekuşu etinden seçin, tavsiye ederim.

Fat bastard! Give me one of these.

Şişko piç adlı hamburger güzel. Yanında tatlı patates kızartması da veriyorlar. Afiyet olsun.

Next stop is Slug & Lettuce. A small but good looking place. A little crowded but who cares. Everybody ordered a “Snake bite” here. It’s a red looking interesting drink. Forbitten in London. Quite dangerous about hangover situations. Makes people dizy quite fast.

Bir sonraki durak Slug & Lettuce adlı bir bar. Biraz fazla küçük ama tarz bir yer. Kalabalık olması can sıkıcı olabilir ama ben pek sallamadım. Burada herkes birer “Snake bite” içti. Yılan ısırığı olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu içki Londra’da yasaklanmış. İnsanı çok hızlı sarhoş etmesiyle ünlü bu içki içimi zor olmayan eğlenceli bir içki. Ne olur ne olmaz diye ben yavaş ilerledim. 

Cape Town nights are like a carnaval. Interesting people all around :) Maybe too much interesting.

Cape Town gecelerinde çok acayip insanlarla karşılaşacaksınız. Ortam karnavaldan farksız.

We left Slug & Lettuce and move on to the next stop in Long street.

Slug & Letttuce’den ayrılıp başka bir yerde daha konforlu bir yer bulma ümidiyle Long street caddesinde yürümeye başlıyoruz.

3th stop is another bar named Neighbourhood.

3. durak Neighbourhood adında bir başka bar.

Neighbourhood is much bigger and more comfortable. Has a big terrace and big space. Lot’s of billard and other game tables are all ok if you are interested to play.

Neighbourhood daha büyükçe, ferah bir mekan. Güzel terası var. Insanlar hoş. Alt katta bir sürü langırt ve bilardo masası bulunuyor.

Ending of night Brandy and coke plus some shots of Jagermaister. I will sleep like a baby. One last picture from Long street just before I jumped to car to go back home.

Arabaya binmeden önce çektiğim son Long street fotoğrafları. Bebeler gibi uyuyacağım bu gece.